Çewlik.net – Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) öncülüğünde düzenlenen “Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz: Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlıklı çalıştayın ikinci günü, Makina Mühendisleri Odası’nda yoğun katılımla devam etti.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasında barış sürecini ele alarak, “Bu sadece Kürt halkının devletle barışması değil, Türkiye’nin 2. Yüzyılı’nı şekillendirecek bir hat” dedi. Uçar, ittifak güçlerinden somut sorumluluk çağrısı yaparak, toplumsal sessizliğin iktidara avantaj sağladığını vurguladı.
Barış Sürecinde Toplumsallaşma Eksikliği: “2013-15’teki Toplumsallığı Neden Kaybettik?”
Uçar, 2013-2015 çözüm sürecini cezaevinden televizyon ekranlarından takip ettiğini belirterek, o dönem yakalanan toplumsal ivmenin bugün neden kaybedildiğini sorguladı.
“Biz 2013-15’te yakaladığımız toplumsallağı -ki onu da yetersiz buluyorduk- bugün niye yakalayamadığımızı tartışmak durumundayız. En başta sorumlu olan yer bu salon” ifadelerini kullanan DBP Eş Genel Başkanı, anketlere atıfla barış talebinin yüzde 80’lerde olduğunu, ancak AKP iktidarına güvensizliğin yüzde 20’lerde seyrettiğini hatırlattı.
Bu farkın, muhalefetin sessizliğiyle iktidara dönüştüğünü savunan Uçar, “Bu yüzde 20’lik oran, bizim toplumsallaşma ve sessizlik halimizle müzakere yürüttüğümüz devlet aklı için bir avantaja dönüşüyor. Bunu değiştirmek zorundayız” diye ekledi.
“Kürt Barışı” Tanımlaması Yetersiz: Yeni Dönem İttifak ve Sorumluluk Zamanı
Konuşmasında “Kürt barışı” ifadesinin süreci dar tuttuğunu belirten Çiğdem Kılıçgün Uçar, konunun Türkiye’nin ulus-devlet yapısını dönüştürecek bir boyuta ulaştığını vurguladı.
“Bu mesele sadece Kürt halkının devlet ile ilişki biçimiyle barışması meselesi değil. Bu Türkiye’nin 2’nci Yüzyılı’nın nasıl bir Türkiye olacağını belirleyecek bir hat” diyen Uçar, devletten beklentilerin yanı sıra ittifak güçlerinden de somut adımlar talep etti.
“Devlet yapmadıkları üzerinden bu süreci anlatmak, çözümün olmayacağının kabulü anlamına geliyor. Bu denklemi değiştirmek durumundayız” sözleriyle, sosyalist, ulusal ve kadın hareketlerinin ayrıcalıklı rollerini birleştiren bir “eylemsel güç birliği” çağrısı yaptı.
Öcalan Paradigması ve Kürdistan’ın Demokrasi Laboratuvarı
Uçar, Abdullah Öcalan’ın paradigmalarının dört parça Kürdistan’da maddi güce dönüştüğünü ve 40 yıldır Türkiye’yi demokrasiye zorladığını ifade etti.
“Sayın Öcalan’ın ürettiği paradigma sosyalist bir paradigma, antikapitalist bir paradigma. Kürt ulusal hareketiyle sosyalist hareket ayrımını bırakmalıyız” diyen konuşmacı, Kürdistan’ı antidemokratik politikaların ilk uygulandığı “laboratuvar” olarak tanımladı.
Orada yürütülen demokrasi mücadelesinin Türkiye geneline yayılması gerektiğini savunan Uçar, “Kürdistan demokrasinin en güçlü sesi oldu. Bu yeni dönemi buradan tartışmalıyız” dedi.
Komün ve Yerel Demokrasi: “Siyasi Partiler Devletli, Komün Devlet Dışı Bir Müdahale”
Yerel demokrasiyi “demokratik özerklik” olarak nitelendiren Uçar, Öcalan’ın “komün” kavramını detaylandırarak, bunun devlet dışı bir organizasyon olduğunu belirtti.
“Komün, en yerelden bireyin aktif siyasete katılmasıdır. Siyasi partiler devletli mekanizmalar; komün buna müdahaledir” ifadelerini kullanan DBP Eş Genel Başkanı, sürecin jeopolitik değişikliklerle sınırlı olmadığını, 1993’ten beri aranan barışın yakalandığını vurguladı.
İttifaklara “dayanışma yetmiyor, sorumluluk almak gerekiyor” çağrısı yaparak sözlerini tamamladı: “Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarafında yer alarak, ülkenin demokrasisinin tarafında görev almak lazım.”
Çalıştay, barış süreci, Kürt sorunu ve demokrasi güçlerinin rolü üzerine tartışmalarıyla dikkat çekerken, katılımcılar yeni dönem ittifaklarının yol haritasını belirleme umudu taşıyor. Etkinlik, Türkiye’nin siyasi gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ediyor.



