Diyarbakır’da 11 Kasım 2025 tarihinde şüpheli bir şekilde intihara sürüklenen ve 10 günlük yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybeden Dilan Karaman’ın ölümüne ilişkin kadın kurumları tarafından oluşturulan komisyon raporu açıklandı. 9 Mart 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan rapor, Karaman’ın ölümünü “bireysel bir kriz” değil; şiddet, mobbing, ekonomik baskı ve politik yalnızlaşmanın iç içe geçtiği “çok katmanlı bir kuşatma” olarak tanımladı.
Çewlik.net – TJA, Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, DAKAH-DER, ÖHD ve Rosa Kadın Derneği temsilcilerinden oluşan komisyon, yaklaşık dört ay süren incelemeleri sonucunda olayın yapısal nedenlerini gün yüzüne çıkardı.
Son sabah: Tehdit ve kesici aletle şiddet
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri, Dilan Karaman’ın yaşamına son verdiği günün sabahına ait tanık anlatımları oldu. Karaman’ın o sabah birden fazla kişiyi arayarak partneri Mazlum Toprak tarafından:
- Kesici aletle tehdit edildiğini,
- Saçlarının çekildiğini ve fiziksel şiddete maruz kaldığını,
- Evden kovulduğunu ve can güvenliğinden endişe ettiğini aktardığı belgelendi.
Komisyon, failin fiziksel şiddeti reddetmesine rağmen tehdit ve “ölüm çağrışımlı sözleri” kabul ettiğini not düşerek; bu şiddetin Karaman’ın mevcut psikolojik kırılganlığını tetikleyen “akut bir unsur” olduğu değerlendirmesini yaptı.
Sağlık ve kolluk birimlerine ‘ağır hizmet kusuru’ suçlaması
Raporda, olay günü yaşanan ihmaller zinciri dikkat çekiyor. İntihar girişiminin ardından olay yerine gelen sağlık ve kolluk birimlerinin, “bilinci açık olduğu için zorla müdahale edilemeyeceği” gerekçesiyle Karaman’ı hastaneye sevk etmediği belirtildi. Komisyon bu durumu, “açık hayati tehlike altındaki kişiye karşı koruma yükümlülüğünün ihlali” ve hukuken geçersiz bir gerekçe olarak nitelendirerek, yaşanan gecikmeyi ölümle sonuçlanan sürecin ana halkalarından biri olarak tanımladı.
Sistematik mobbing ve ‘dijital kölelik’
Dilan Karaman’ın çalışma hayatına dair bulgular, modern çalışma rejiminin yarattığı ağır baskıyı gözler önüne serdi. Karaman’ın aynı anda siyasal danışmanlık, basın ve dijital medya üretimi gibi çok sayıda işi yürüttüğü; ancak bu süreçte:
- Mesai kavramının ortadan kalktığı,
- Kurum içi iletişimden dışlandığı ve herkesin içinde azarlanarak küçük düşürüldüğü,
- Emeğinin sistematik olarak değersizleştirildiği saptandı.Raporda bu tablo, “klasik ve ağır bir mobbing örüntüsü” olarak kayıtlara geçti.
‘Politik yalnızlık’ ve ekonomik kıskaç
Komisyon, Karaman’ın olay günü birçok arkadaşını ve yoldaşını aramasına rağmen bu temasların fiili bir dayanışmaya dönüşmemesini “politik yalnızlık” olarak tanımladı. Raporda, “Çevresinde çok sayıda temas olmasına rağmen, kimsenin gerçekten orada olmaması hali” olarak betimlenen bu durum, kolektif reflekslerin yetersizliği olarak eleştirildi.
Ayrıca, borç yükü ve geçim kaygısı gibi ekonomik baskıların, Karaman’ın maruz kaldığı mobbinge karşı ses çıkarma kapasitesini zayıflattığı ve onu “hayatta kalma pozisyonuna” ittiği vurgulandı.
Yapısal dönüşüm çağrısı: ‘Kötüyüm demek bir alarmdır’
Raporun sonuç bölümünde, Dilan Karaman’ın kaybının bir fail veya kurumdan öte, yönetim ve denetim mekanizmalarının iflası olduğu belirtildi. Komisyon şu hayati uyarıyla raporu sonlandırdı:
“Bir kadın ‘çok kötüyüm’ dediğinde bu bir sohbet değil, alarmdır. Bir kadın ‘burada güvende değilim’ dediğinde bu bir duygu değil, acil durumdur.”
Komisyon; mobbinge karşı bağımsız denetim mekanizmalarının kurulması, çalışma tanımlarının netleştirilmesi ve kriz anlarında koruyucu dayanışmanın dijital medyadaki öfkeden daha etkili hale getirilmesi çağrısında bulundu.




