Gazeteci-yazar Abdullah Çelik, edebiyat dünyasına ilk adımını attığı Buğday Zamanı (Waxtê Gêlûn) kitabını için bugün okurlarıyla buluştu.
Milliamall AVM’de imza günü düzenleyen Çelik, okurlarıyla kitap üzerine sohbet etti.
Çelik, Anadolu Ajansı’ndaki uzun yıllar süren muhabirlik kariyeri ve kurucusu olduğu yerel gazetelerle tanınıyor. Bingöl kültürüne dair izlenimlerini bu kez kurgusal bir zemine taşıyan yazar, romanında sadece bir hasat dönemini değil; adalet, vicdan ve toprağın sessiz tanıklığını işliyor.
Kitabın arka kapağında yer alan ifadeler, romanın atmosferine dair ipuçları veriyor. Dağ köylerinde zamanın mevsimlerle ölçüldüğü, insanların konuşmaktan çok sustuğu bir dünyayı anlatan Çelik, şu can alıcı soruyu havada asılı bırakıyor: “Bir şeyler gerçekten kayıp mı olur, yoksa sadece yer mi değiştirir?”

Eserin merkezinde; kaybolan bir öküzün, eksilen emeğin ve yarım kalan sözlerin ağırlığı yer alıyor. Yazar, geçip gittiğini sandığımız zamanın aslında nasıl hep orada, toprağın hafızasında asılı durduğunu hatırlatıyor.
İmza gününde okurlarıyla sohbet eden Çelik, gazetecilik refleksiyle biriktirdiği insan hikayelerini edebiyatın imkanlarıyla harmanladığını belirtti. Özellikle kırsalın “suskun” yapısını dile getiren yazar, “Söylenmeyenler, söylenenlerden daha uzun yaşar” diyerek eserin felsefi derinliğine vurgu yaptı.
İmza günü bugün boyunca devam edecek.
Editörden…
“Buğday Zamanı, bir köyde yaşanan tekil bir olaydan yola çıkarak, toplumsal belleğin, adalet anlayışının ve insan ilişkilerinin nasıl şekillendiğini anlatan güçlü bir anlatı Roman, gündelik hayatın içinde sıradan görünen bir kaybın, zamanla nasıl bir vicdan ve hesaplaşma meselesine dönüştüğünü sakin ama derinlikli bir dille izliyor. Metnin editoryal sürecinde temel yaklaşımım, yazarın anlatı evrenine ve diline sadık kalmak oldu. Yaptığım çalışmayı bilinçli olarak, anlamı ve ritmi güçlendirmeye yönelik imla ve noktalama düzenlemeleriyle sınırlı tuttum; yazarın olay örgüsüne, karakter yapısına ve anlatım tercihine müdahale etmedim. Anlatının doğallığı ve sözlü kültürle kurduğu bağı korumak önceliğimdi. Romanın dili, yerel söyleyişler ve Zazaca sözcüklerle zenginleşiyor. Bu ifadeler metnin dokusunun ayrılmaz bir parçası olduğu için korundular, yalnızca okurun metni daha rahat takip edebilmesi amacıyla kitabın sonuna mini bir sözlük ekledim. Buğday Zamanı, geçmişi, geçtiği dönemi (20. yy başları) idealize eden bir anlatıdan ziyade, geçmişin bugüne bıraktığı soruları görünür kılan bir metin. Adalet, tanıklık ve suskunluk romanda iç içe geçiyor. Okuru düşünmeye davet eden bir metin olduğunu söylemek isterim.
Buğday Zamanı, anlatıldığı coğrafyanın sesini bozmadan, evrensel bir vicdan meselesini edebiyatın imkânlarıyla görünür kılıyor. Herkese keyifli okumalar dilerim.”



