1974’te kurulup, 1984’te ilk eylemini yaparak Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğünde başlatılan silahlı ve illegal Kürt mücadelesi, 1990’da HEP’in kurulması ile legal alanda da sürdürülmeye başlandı. Sistem hukuku içerisinde ve legal olarak mücadele sürdürülmeye çalışılsa da, legal Kürtlük mücadelesi sistem tarafından sürekli olarak taciz/tahrik edilerek terörize/illegalize/kriminalize edilmeyle yüz yüze bırakılmak istendi ve bırakıldı da.
Sadece silahlı mücadelede değil, legal siyasi alanda da büyük bedeller ödenmeye devam etti. Verilmiş devasa mücadele ve ödenmiş büyük bedellere rağmen, günümüzde bile Kürtlük, sistem tarafından olması gereken meşruiyeti elde edebilmiş değildir. Mücadele devam ettiği gibi, bedeller de ödenmeye devam etmektedir. Bu kısım oldukça uzatılabilecek olsa da, burada kesip asıl konumuza gelmek istiyorum.
Bedel Tahsilatçılığı
Yaklaşık 150-200 yıllık Kürt Mücadelesinde, bir bütün olarak Kürtlerde bedel ödemeyen, sistemin zulmüne uğramayan Kürt kalmadı denebilir. Bedel ödeyenlerin içerisine, ihanetçi Kürtleri de katabiliriz. Zira ihanet eden de az bedel ödemiş değildir.
Bedel ödemenin taltif edilmesi ve onurlandırılması, olması gerekendir. Ancak bu, doğru ve olması gerektiği kadar yapılmadığında veyahut suistimale açık bırakıldığında, amacının aksine sonuçlar doğurarak bir bedel tahsilatçılığına ve ayrıca yanlışlıkların ve nobranlıkların sorgulanamazlığına dönüşme tehlikesi barındırır. Ne yazık ki, bu durum doğru kullanılamadı ve muhteris kişilerce suistimal edilerek, hareketin ahengini bozarak sekteye uğratabilecek bir duruma evrildi.
Sloganizmin ve Dogmatizmin Konformizmi
Kürtlük mücadelesi verilirken, retoriğini ve sloganlarını da yaratan bir dil oluşturdu. Büyük bir birikimin ve emeğin sonucunda oluşturulan, harekete dinamizm katan bu jargon, ne yazık ki, bir süre sonra hareketin içerisindekilerce ezberlenerek dogmatik bir güdüklüğe evrilmeye başladı. Harekete hayat ve dinamizm katanlarca oluşturulan jargonu ezberleyerek harekete eklemlenen popülist kişilikler, bu jargonun konforunu yaşarlarken, oluşan yeni durumlar için, yeni söylemler geliştirme gereği de duymadılar. Oluşurken bir anlama karşılık gelen ve sonuç aldıran sloganlar/söylemler, yeni durumlar karşısında dönüşmedikleri ve yenilenmedikleri için de, hareketin dinamizmini ve heyecanını da yok etmeye başladılar.
Eylem Tarzının Güncellenmemesi
Son ve en büyük kitlesel Kürtlük Mücadelesi oluşurken, sistemin de hazırlıksız yakalanmış olmasından dolayı, yapılan eylemler hem sonuç alıcı ve hem de sistemi zora düşürücü iken, sistemin hareketin eylem tarzını çözmesiyle birlikte, hareket tarafından yeni, daha yaratıcı, daha etkili ve sistemi hazırlıksız yakalama potansiyeli bulunan yeni eylem tarzları geliştirilemedi ne yazık ki. Alışılmış ve ezberlenmiş eylemsellikler uygulanmaya devam etti. Hareketin ve davanın heyecan ve dinamizmini de azaltan bu eylemlere, zamanla kitlesel katılımların da olmaması sonucunu doğurdu. Hareketi ve mücadeleyi dinamik hale getirecek ve kitlesel katılımlar sağlayacak yeni eylem türlerinin olması bir zorunluluk gibi gözükmektedir.
Kurumların sınıfsal/hiyerarşik basamaklar için arpalığa dönüştürülmesi
Yine büyük emekler ve bedeller verilerek herbiri bir amaç/işlev için oluşturulan kurumlardaki kişilerin, buradaki statülerini hiyerarşik basamak atlamada kullanmayı amaçlamaları ya da, sınıf atlamak için bu kurumları arpalık olarak düşünmüş olmaları. Binbir emekle oluşturulan bu kurumlar, yöneticilerinin “sınıf atlayarak” bırakmaları sonrasında, kurumsal disiplinini ve işlevselliklerini yitirmeyle yüz yüze kalmışlardır.
Sihirli kalkan:Özeleştiri
Kişilerin, eylemlerinin yanlışlıklarını kabul ederek hareket içerisinde kalmalarını sağlamak ve aynı hataların tekrarının önüne geçilmesini sağlamak için oluşturulan özeleştiri kültürü, zamanla amacından saparak, eleştirilerin önüne tıkaç olma işlevi görmeye evrildi. Konum ve sorumluluk sahibi kişileri, neredeyse dokunulmaz kılarak hesap vermekten, sorumsuzluklarının cezalandırılmasından alıkoyan bir koruma kalkanı sağlamaya dönüşen özeleştiri kültürünün, sonuç alacak şekilde revize ve restore edilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Eril Feminizm
JinJîyanAzadî mottosuyla, eril egemenliğe karşı ve kadın özgürlükçü olarak konumlanan Kürt Mücadelesi, dezavantajlı kadını sahiplenip, kadını mücadele içerisinde oldukça da etkin ve belirleyici bir konuma getirirken, kadınların çoğu zaman farkına bile varmadan erilliğe karşı mücadeleyi erilleşerek yapmaları, hatta kendilerinin yoldaşları durumundaki erkeklere de bunu yansıtmaları ve erkeklerin bu erillikten rahatsızlık duyarak motivasyonlarının azalması sonucunu da beraberinde getirmiştir.
Cinsiyet Özgürlükçü Bumerang
Kürt Özgürlük Hareketi, ürkek de olsa, bileşenlerinin de baskısıyla sahiplenmeye çalıştığı cinsiyet yönelim özgürlükçülüğünü eksik, ya da olması gerektiği gibi yönetememiş ve hakim tabanı tarafından içselleştirilmemiş bu meselede oldukça zor durumda kalmış ve bocalamıştır. Batıda bile çözülememiş olan bu konu, Kürt mücadelesinin öncelikli konuları arasından çıkarılmak zorundadır. Daha önemli ve öncelikli konular dururken, özellikle de bileşenlerinin çoğu zaman suistimal ettiği bu konunun, bir bumerang olup Kürt/lük Mücadelesini zora sokacağı ve tabanda rahatsızlık yaratacağı, Kürt mücadelesine mesafe alanlarca bir bahane olarak kullanılabileceği hesaplanamadı ne yazık ki.
Türkiyelilik Paradigmasının Kürt Hareketinin Enerjisini Emmesi
Teorik olarak doğru gibi duran, Kürt meselesini Türkiyelileştirmeyi amaçlayan bu paradigma, sistemin de çok büyük baskısıyla ve Türk Solunun da çok arzulu olmamasıyla, ne yazık ki, Türklük bariyerine çarparak istenilenin elde edilmesini sağlamadığı gibi, hareketin kendi kitlesi üzerindeki kontrolünün de azalmasına ve bir dağınıklığa sebep olmuştur. Kürt tabanının ekseri çoğunluğunun, Kürt Hareketini, Türk Solunun hamallığını yapmakla suçlamasına sebep olmuştur.
Kürt Siyasetinin Merkezileşmesi , Ankaralılaşma Sendromu ya da Kürdün Kürde Oryantalizmi
Kürt Hareketinin, Kürt sorununun yönetildiği en büyük merci durumundaki mecliste temsiliyet kazanmaya ve Kürtlük mücadelesini burada yürütmeye ve yerinde müdahale etmeye çalışması düşüncesi, siyaseten doğru ve gerekli bir yöntem olmakla birlikte, bu temsiliyet arzu ve düşüncesi zamanla en öncelikli hedef olmaya başlayarak, belki de daha öncelikli veya eş öncelikli meselelerin ikincil meseleler olarak görülmesini beraberinde getirdi.
Sistemin yereldeki Kürtlük mücadelesinin etkisinin farkına vararak, mücadeleyi yerelde boğmaya ve dağıtmaya dönük hamleleri sonrasında, Ankara merkezli ya da merkezi siyaset, en öncelikli ve tek siyaset mücadelesi olarak görülmeye başlandı. Kürt siyasetini merkezileştirerek daha iyi kontrol edebildiğini farkeden sistem, Merkeze taşınmasına müsaade ve belki de teşvik ettiği Kürt siyasetçilere, konforlu bir hayat da sunarak yerelden kopmalarını sağladı.
Yerelden, geldiği kaynaktan uzaklaşarak Ankara’nın konforuna alıştırılan ve kendileri de merkezde klikleşmeler oluşturan Kürt siyaseti temsilcileri, yerel ile olan ilişkilerini, yerelde kurdukları klikler aracılığıyla yürütmeye başladılar. Zamanla ceylan derili koltuklar ve VİP konfora alışan ve yerel ile neredeyse sadece sosyal medya siyasetçiliği ile ilişki kuran Kürt siyasetçileri, gözden ıraklığın gönlü de ıraklaştırmasını ve kaynağından çıktıkları, sorunları üzerinden palazlandıkları Kürtlerin sorunlarına bigane kalmalarını beraberinde getirmeye başladı.
Kürt Sorunuyla varlık ve anlam kazanan kişiler, Kürt sorununu çözmeye uğraşanlar değil, Kürt Sorununu sürdürülebilir bir sorun haline getirerek yönetenler olma durumuna evrildiler. Sahiplendirildikleri konforun da dejenerasyonuyla, Kürdüne oryantalizm uygulayan Kürt kişiliklere dönüştüler.
Kürt siyaseti, merkezîleşerek kaynağından kopuşu da beraberinde getiren bu siyasal sapmayı tekrar yerele taşıyıp, yerelde güçlü bir örgütlenme sağlayamadığı taktirde, kitlesini de kaybetme riskiyle yüz yüze kalacaktır.
NOT: Bu yazının sahibi, içeriden yazan, bedelini ödemiş ve bunun tahsilatı düşüncesine asla tevessül etmeyi düşünmemiş biridir.




