Bingöl ve Diyarbakır arasındaki ekosistemin kalbi Sarım Çayı üzerine planlanan HES projesinde kritik eşiğe gelindi; nesli tükenmekte olan türleri ve yerel yaşamı korumak için açılan davada bilirkişi keşfi 7 Mayıs 2026 olarak belirlendi.
Mazlum BUCUKA
BİNGÖL – Bingöl’ün Genç ile Diyarbakır’ın Lice ilçeleri arasında, bölgenin en önemli su kaynaklarından biri olan Sarım Çayı üzerinde planlanan Birsu HES Projesi’nde yargı süreci yeni bir aşamaya evrildi. Bingöl İdare Mahkemesi, daha önce çeşitli gerekçelerle ertelenen ve iptal edilen bilirkişi keşfi için takvimi netleştirdi.
Mahkeme heyeti, projenin çevresel etkilerini ve ekolojik sonuçlarını yerinde gözlemlemek amacıyla yapılacak keşif tarihini 7 Mayıs 2026 Perşembe olarak belirledi. Uzmanlardan oluşan bilirkişi heyeti, belirtilen tarihte sahaya inerek projenin biyoçeşitlilik, tarım ve hayvancılık üzerindeki olası etkilerini raporlayacak.
Bilirkişi raporu davanın kaderini belirleyecek
Sarım Çayı’nın endemik türlere ev sahipliği yaptığını ve bölge ekonomisinin can damarı olduğunu savunan yöre sakinleri ile sivil toplum kuruluşları, bu keşfi davanın “kırılma noktası” olarak görüyor. Hazırlanacak bilirkişi raporu, projenin iptali ya da devamı yönündeki kararın en güçlü dayanağı olacak.
Av. Ahmet İnan: “Yüzde 90’ı alınan suyla yaşam sürülemez
Sarım Çayı üzerinde yapılması planlanan HES projesine karşı yürütülen hukuki süreci değerlendiren Avukat Ahmet İnan, bölgenin ekolojik ve kültürel önemine dikkat çekti. Yerel mahkemenin iptal kararının ardından Danıştay’ın dosyayı geri göndermesiyle birlikte ikinci keşif sürecine girildiğini belirten İnan, davanın seyrini değiştirecek kritik detayları paylaştı.

Projenin ÇED raporunda çevresel etkilerin yeterince gözetilmediğini vurgulayan İnan, suyun kullanım oranlarına ilişkin şu uyarıyı yaptı:
“Şirket, suyun %90’ını türbinleri döndürmek için kullanmayı, geriye sadece %10’luk ‘can suyu’ bırakmayı planlıyor. Zaten kuraklığın vurduğu bir dönemde, mevcut potansiyelinin çok altına düşmüş bu suyun %90’ını alırsanız, o bölgede ne hayvancılık ne arıcılık ne de tarım kalır. Bu su oradan alınırsa köyler göç eder. O coğrafyada su olmazsa yaşam olmaz.”
“Bazı akarsular özgür akmalı”
Bölgenin bir “sığınma alanı” olduğunu ifade eden İnan, her akarsuyun barajlarla hapsedilmesinin ekosistemi çökerttiğini belirtti. İnan, “Baraj yapılan yerlerdeki habitat, patlatmalar ve yapılaşma nedeniyle kaçar. Sarım Çayı gibi bakir alanlar, bu canlıların sığındığı son kalelerdir. Her akan suya duvar örmek kabul edilemez; bazı sular özgür akmalıdır,” dedi.
Hukuki sürecin en güçlü kozu: Batman Bantlı Çöpçü Balığı
Davanın bilimsel ve hukuki ayağında en önemli dayanağın, dünyada nesli tükendiği sanılan ancak Sarım Çayı’nda yeniden bulunan Batman Bantlı Çöpçü Balığı olduğunu belirten İnan, şunları ekledi:
“Dünyanın en çok aranan 10 balık listesindeki bu tür, sadece hızlı ve soğuk sularda yaşayabiliyor. Set çekmek, suyu durağanlaştırarak bu balığın sonunu hazırlamak demektir. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin bu balığa dair hazırladığı raporu tüm ilgili kurumlara ve bakanlığa ilettik. Uluslararası koruma listelerinde yer alan bu türün varlığı, hukuki elimizi oldukça güçlendiriyor.”
Son olarak yerel iradenin önemine değinen Avukat Ahmet İnan, mücadelenin temel dayanağının halkın yaşam alanlarını koruma isteği olduğunu vurguladı: “İnsanlar çocuklarını bu ekolojik çeşitlilikte, kendi ana dillerini konuşarak ve kendi üretimlerini yaparak büyütmek istiyor. Bu süreç artık bir tercihe dönüştü: Bir şirketin kârı mı, yoksa kadim bir yaşamın devamı mı?”
Emin Turhallı: “İnsanlığın kaderi şirket mantığına terk edilemez”
Sarım Havzası ve Çevresi Doğal Mirasın Korunması Derneği Başkanı Emin Turhallı’da Sarım Havzası’ndaki su, ağaç ve bitkinin burada yaşayan köylünün geçim kaynağı olduğunu belirtti. “Bu proje sadece bir baraj değildir; yoluyla, kırma-eleme tesisleriyle, tünelleriyle, bentleriyle ve orman kesimleriyle devasa bir doğa tahribatıdır” diyen Turhallı, şunları söyledi:
“Bunlar yapıldıktan sonra heyelan tehlikesi, çığ, sel ve fırtına tehlikesi doğacaktır. Burada HES yapılması durumunda arıcılık yapan, hayvancılık yapan, bağ bahçe yapan insanımız ne yapacak? Sürdürülmekte olan hayatın korunmaya ve desteklenmeye ihtiyacı varken, var olanı insanın elinden almak düşüncesi bile acı verir. İnsan hayatı para ile ölçülemez. Sarım Havzası’nda yaşayan insanlar; altı ay kış uykusuna giren bu doğanın içinde, dışarıdan hiçbir destek almadan yüz yıllarca yaşayagelmişlerdir. Devletin, doğa ile yaşam döngüsünü birleştirmiş bu insanlardan ilham alması gerekirken, tam tersine bu proje ile onlar yok edilmeye çalışılıyor. İçinde zerre kadar yaşama olanak vermeyen bir şirket mantığın eline insanlığın kaderi terk edilemez, terk edilmemelidir.”

“HES’te ısrar etmek, ülkenin geleceğini dinamitlemekten başka bir şey değildir”
Şirketlerin “can suyu bırakacağız” söyleminin göz boyamadan başka bir şey olmadığını söyleyen Turhallı, “Temmuz, ağustos, eylül ve ekim aylarında suyun bile çok az aktığı bu dönemde, vadilerde kesilen sudan geriye çakıldan başka bir şey kalır mı?” Diye sordu. “Vadi kurutulduğunda Sarım Çayı da kuruyacaktır” diyen Turhallı, son olarak şunları söyledi:
“Sarım Çayı ile hayat bulan her varlık ya ölecek ya kuruyacak ya da bölgeyi terk edecektir; ama bir ağaç veya bir sürüngen ayaklanıp gidemez. Sarım Çayı sayesinde bu dağlara kar yağıyor. Karların yağması ve karın albedosu (yansıtıcılığı), güneşin zararlı ışınlarını geri gönderirken iklim üzerinde olumlu bir etki yaratmaktadır. İklim değişikliğinin yaşandığı bu zamanda illaki HES’te ısrar etmek, ülkenin geleceğini dinamitlemekten başka bir şey değildir. Kısacası su kuruyacak, yaban hayatı bitecek, doğal döngü bozulacak; yaşam alanı olan bu cennet havzası, projenin hayata geçmesi durumunda her şeyiyle yok olacaktır. Vadi diplerinde kurulacak bentler suyun etrafına tel örgü çekecek; havada uçan kuştan başka bir hayvan bu sudan faydalanamayacaktır. Dağ başında başta Çotla dediğimiz Akçakara dağları, bir daha eskisi gibi dengeli bir kar yağışı bulamayacaktır.”




