Ömer Korkutata
Çoğunuzun malumu olduğu üzere, 25 Dara Hênî ayaklanmasından önce Bingölümüz, sosyolojik olarak bazı aşiretler tarafından ve bir koalisyon formunda yönetiliyordu.
-Ziktê,
-Tavz,
-Modan,
-Az,
-Gwevdere,
-Sêkaran,
-Neqşan,
-Sîwan vb bölgeler.
Bu bölgelerdeki Şêx, Beg, Ağa, Sêydaların kontrolünde olarak ve bu yapı/kişilerin birbirleriyle yazılı olmayan sosyal norm/geleneklerle oluşturdukları zımnî anlaşmalarla yönetiliyordu.
25 İsyanı’nın bastırılması sonrasında, harekete destek veren yapı/bölgeler, büyük bir kıyımdan geçirildi. Sürgün ve tenkillerle(göçertme) sistem tarafından dağıtılan sosyolojik yapı sonrasında, bir yönetim boşluğu ve asayiş sorunu yaşanmaya başlandı.
Kıyım ve sürgünlerle terbiye ettiğini düşündüğü bu feodal yapıların arta kalan bireylerini Bingöl’e geri getirip besleyerek, konumlar vererek kendine hizmet eder duruma getiren sistemin bu yeni mühendisliği, eskiden zımnî bir hukukla kurulmuş bulunan sosyal dokuyu tamir etmediği gibi, hareketin travmasıyla birbirlerine bilenmiş bulunan feodal yapıların bu bilenmişliğinden de yararlanmayı beraberinde getirdi.
Kıyımın büyüklüğüyle dağılan, sahip oldukları eski konum/itibar ve insan kayıplarının suçlusu olarak birbirlerini gören bu feodal yapılar, eski güçlerine geri dönmenin imkanı olarak sisteme yaslanma yoluna gittiler. Zamanla sisteme entegrasyon konusunda birbirleriyle yarışır hale geldiler.
Eskiden, birbirlerinin sınır ve hukukunu tanıyan, hem birbirleri ve hem de toplusal dokunun lehine olan feodal yapı koalisyonu, sistemin mühendisliği sonrasında, birbirleri ve toplum aleyhine işlemeye, sisteme daha çok eklemlenme iştahıyla, nüfuz ve güç devşirme yarışına evrilmeye başladı.
Zamanla, ötekine karşı sistemin nüfuzundan nemalanma yarışı, her yapının kendi içerisinde birbirlerine karşı yarışlarını da beraberinde getirdi.
Sistemin sunduğu fırsatlar ve konfor alanları üzerinden iştahlandırarak ayartmaya çalıştığı yapılar ve içlerindeki bireyler arasındaki bu kıyasıya mücadele sonucunda, hem bu yapılar ve hem de bir bütün olarak toplumsal fayda geri plana atılarak, kendilerini yapıları üzerinden sisteme pazarlayan şahıslarca, hem yapılar ve hem de toplum, araçsallaştırılmaya başlandı.
Bunun sonucu olarak günümüzde, gerek kendilerini feodal yapıları üzerinden sisteme pazarlayanlar ve gerekse de sistemden alınabilecek fayda ve imtiyazlardan nemalanmak için kendilerinden olanı, sisteme milletvekilliği, belediye başkanlığı vb makamlar üzerinden sokmaya çalışanların kıyasıya mücadelesinin yaratmış olduğu toplumsal yozlaşmanın sonuçlarıyla yüz yüze bırakılmış durumdayız.
Ne yapılabilinir?
Bu yapıları, eskiden olduğu gibi, hem kendi iç yapıları ve hem de toplumsal yapı için faydalı hale getirebilmenin imkanı var mıdır?
Şu denilebilir:
Bireyselciliğin ve modernizmin tavan yaptığı bu çağda, feodalizme geri dönüşün imkanı var mıdır? Ya da gerekli midir?
Gözlemlerime dayanarak söyleyeceğim şudur:
Bu yapılar, büyük dönüşümler yaşamış, kendi içlerinde eskiden olduğu gibi homojen olmaktan çok uzaklaşmış olsalar da, alacağı fayda için bu yapıların yaşamsallığının devamını isteyen sistem tarafından bir şekilde yaşatılmakta olduğunu gözlemlemiş bulunmaktayım.
Özellikle de son zamanlarda, mikro milliyetçiliği, makro milliyetçiliği önlemede paratoner olarak kullanan sistem tarafından, aşiretçiliğin daha da görünür kılınmasına çalışılmaktadır.
Her grup/yapının, sistemden kendileri lehine ve ötekisi olarak gördüğünün aleyhine nemalanmak üzerine sürdürülen bu didişmenin sonlandırılmasının, toplumun selameti ve faydası için şart olduğunu düşünüyorum.
Hem bu yapılar içerisindeki aklı selim kişiler ve hem de, bu didişmeden negatif olarak zarar gören toplum tarafından, eskiye dönmek mümkün olmasa da, çağın ruhu ve yeni toplumsal yapıya hizmet edecek şekilde bir restorasyonla ve kendini güncellemiş olarak, bu yapılar üzerinde bir baskı oluşturulabilir ve topluma fayda sağlayacak şekilde reformizasyonları sağlanabilir.
En azından, negatif milliyetçilik olan aşiret/bölge milliyetçiliğinin, Bingöl milliyetçiliğine evrilebilirliğinin mümkünatının tartışılmasına katkı sunabilir diye düşünüyorum.




