Canfidal Boldaş
28 Şubat 2026 günü başlayıp bir ayı geride bırakan ABD/İsrail-İran savaşı tüm şiddetiyle devam ederken çoğu kesimler salt savaş değerlendirmesi yaparak savaşın kısa ve uzun vadeli sonuçlarını gözden kaçırıyor.
Bu savaş bitse de siyasal, ekonomik ve diplomasi gibi birçok alanda olumsuz etkileri kısa zamanda basitçe sona ermeyecek, uzun süre tüm sıcaklığını hissettirecektir.
Biz de bugün ABD/İsrail-İran savaşının, ekonomik açıdan kısa ve uzun vadede hissettireceği olumsuz etkilerini irdelemeye çalışalım.
Bu savaşın en büyük gerçeği Hürmüz Boğazı’nın en güçlü silah olarak İran’ın elinde bulunmasıydı. Dünya petrol ihtiyacının önemli kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı, İran tarafından kapatılınca küresel çapta petrol fiyatlarında artışlar yaşanmıştır.
Yine İsrail/ABD’nin, İran’daki gaz sahalarını vurması ve İran’ın da misilleme hakkını kullanarak Körfez Ülkelerindeki gaz sahalarını vurmasıyla genel olarak gaz fiyatlarında da önemli artışların yaşandığı bilinmektedir.
Türkiye özelinde değerlendirecek olursak; Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve gaz sahalarının zarar görmesi ülkedeki petrol ve gaz depolama kapasitesini düşürürken fiyatlarını da yükseltecektir. Dolayısı ile artan petrol ve gaz fiyatları, üretim maliyetini arttırarak veya üretimi azaltarak ürün tedarikini zorlaştırıp arzın düşmesine sebep olacaktır. Yani talep sabitken ya da artıyorken arzın düşmesi ihtiyaç ürününde ciddi fiyat artışlarına sebep olacaktır diyebiliriz.
Ayrıca petrol fiyatlarındaki artış lojistik maliyetini de arttıracak, ihtiyaç ürününün üretim aşamasından tüketiciye ulaşıncaya kadar her safhasının maliyeti bu savaş dolayısı ile zamlanmış olacaktır. Bu durumu arz-talep krizi olarak kategorize edilebilmekteyiz.
Savaş henüz bir ayını geride bırakmışken eşel mobil sistemine rağmen petrol ve doğal gaz ithalatçısı ülkemizde benzin fiyatları 70 liraya, motorin fiyatları ise 80 liraya tırmanıyorken savaşın etkilerini minimize edebilmek için tarım ve hayvancılık yapan çiftçiler desteklenmelidir.
Dâhilinde işsiz gençlerin, çalışmak zorunda kalan emeklilerin, ek iş yapmak zorunda kalan memurların ve geçinemeyen asgari ücretlilerin olduğu Türkiye halklarını gıda krizinden koruyacak en önemli üretim alanı tarım ve hayvancılıktır.
Hürmüz boğazı elbet bir gün açılacak ve petrol ile gaz akışı yeniden başlayacaktır. Ama bölgedeki petrol ve gaz üretim tesisleri ciddi zararlar gördüğünden toparlanması uzun vadeye yayılacaktır. Bu durumda savaşın en büyük mağduru, her alanda her zaman mağdur olan veya mağdur edilen sivil halklar olacaktır.
Ekolojik yaşam perspektifi gereği sürdürülebilir tarımsal üretimlerin azalmaması ve bu vesileyle bir gıda krizinin yaşanmaması için üretici çiftçilerimizin üretim çalışmalarına hem merkezi yönetim hem de yerel yönetimler tarafından destek sağlanmalıdır.




