Çewlik.net – İsrail, 13 Haziran 2025 sabahı yerel saatle 03:30’da İran’a kapsamlı bir hava saldırısı başlattı. Operasyon, İran’ın nükleer tesislerini, özellikle Natanz nükleer tesisini, askeri üslerini ve hava savunma sistemlerini hedef aldı.
Saldırıda, yaklaşık 200 savaş uçağı ve patlayıcı İHA’lar kullanıldı. Saldırılarda Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, eski Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Feridun Abbasi ve İslam Azad Üniversitesi Rektörü Muhammed Mehdi Tehranchi gibi üst düzey isimler öldü.
İsrail’in saldırılarına ilişkin gazeteci-yazar Akın Olgun, sosyal medya hesabından bir değerlendirme yazısı paylaştı. Olgun’un İran, İsrail, Kürt siyaseti ve Öcalan’ın “kurbansız kurban” mesajı başlığıyla yazdığı yazı şöyle:
“Bir arkadaşın mecazi anlamda söylediği gibi, İsrail bir tek İran dinî lideri Hamaney’i vurmamış…
Kendini yenileyemeyen, bölgesel denklemleri öngörüyle okuyup, pozisyon alıp, akılcı bir siyaseti inşa edemeyen, halkıyla kavgalı bir ülkenin, kendini savunabilmesi kolay değil malum. Çünkü evin duvarları yıkık, içi görünüyor.
Yönetilenlerin rejimden nefret ettiği, moral olarak çökmüş, İran dini elitlerinin ve bürokrasisinin ülkenin tüm kaymağını yiyip, dibine kadar sıyırdığı, bölgesel güç olabilmek için milli kaynaklarını, bölgesel silahlı güçlere ve ülkelere harcamaktan bitap düşmüşlüğü ile başarısız bir Devlet İran ve İsrail bu zayıflığın yarattığı boşluğu, askeri, siyasi ve diplomatik olarak dolduruyor.
İran rejimi içeride tıkanmış, dışarıda zayıflamış olduğunun üstünü örtmeye çalıştıkça, daha fazla açık veriyor. İştah kabartıyor…
İran halkı rejimden rahatsız ve bunu defalarca gösterdi. Hiç bir ders çıkarmaya İran rejimi, tüm rahatsızlıkları bastırmak için her türlü şiddeti halkın üstünde kullandı ve şimdi kendi evinde İsrail tarafından defalarca vuruluyor ve evet çok fazla yapabileceği bir şey yok. Biraz atar, biraz demagoji, 50-100 içi boş füze o kadar.
Çünkü yalnız olduğunu, kaldığını biliyor.
Masaya oturacak ve hatta Rusya masaya oturtacak İran’ı ve evet Ukrayna’nın bedelini Suriye ve İran ödüyor, ödeyecek.
İsrail ve Amerika, yeni dünya sisteminin bölgesel şekillenişinde büyük oynuyor. Ciddi oynuyor.
Suriye düştüğünde de geleni ve olasılıkları söylemiştik, şimdi de yeri geldiği için söylemeliyim ki “anti emperyalizm” söylemi ile ne İran’ı korumak mümkün, ne de “emperyalizm, siyonizm” söylemiyle bölgenin şekillenişini engellemek…
Biz söylerken yaşanıyor olan belirleyici çünkü.
Ve evet Kürt siyaseti, Öcalan, Bahçeli ve tüm aktörler bu gerçeği gördükleri, bildikleri için “stratejik” olarak bir zeminde buluşup, “yeni” olanı kurma hamlesini örüyorlar.
Hatta, İran gerçekliği sürecin hızlandırılması gerektiğinin zorunluluğunu da dayatıyor bence.
Bölgesel anlamda Kürt siyasetinin gücü öne çıkıyor ve anlıyoruz ki bir kaç gündür Kandil tünellerine dönük büyük çaplı yapılan operasyonlar, İran’ın başına geleceklerin yarattığı bir refleksmiş aynı zamanda. Bir şey denenmiş ve başarılamamış.
Bu yanıyla, İran mevzusu yeni bir ortadoğu gerçeğinin kapısında olduğumuzu bir kez daha bize hatırlatıyor.
Yine bir arkadaşın, Öcalan’ın “kurbansız kurban bayramı” sözünün sadece bayram için söylemediği düşüncesinden haraketle ifade edersek, örgütünü bu ateş çemberinden “kurban” vermeden çıkarma düşüncesinin, perspektifin en önemli ana pratiklerinden biri olduğu ve İran’a dönük saldırının, Kandil’in nasıl pozisyonlanmasına gerektiğine dair de bir önemli işaret sunmuş olabileceği ihtimaldir dahilinde…
Daha fazla uzatmadan, tekrar başa dönersek, İsrail sadece İran’ı vurmadı. İran’ın bölge üzerindeki hakim güç olma siyasetini de vurarak, bir dönemin kapılarını kapattı ve şimdi bölge için yeni kapılar açılıyor.
Bu kapıdan Kürtlerin geçeceği kesin. Türkiye ise kapıdan geçen değil, kapıyı tutanlardan biri olarak var olmak istiyor ama bunun için kendi içinde Kürtlerle huzuru yakalamak zorunda.
Suriye kapısında bu başarılmış gözüküyor.
Hani hiç bir şey yokmuş, olmuyormuş gibi düşündüğümüz her alanda rayına oturtulan bir “kazan kazan” çözümü var gibi görünüyor.
Öcalan’ın, konuşmasını “perspektif” olarak okuduk. Bir konuşma ancak karşınızda birileri varsa yapılabilir ve anlamlı olur.
Bu yanıyla, Öcalan’ın karşısında oturan ve onu dinleyenler, “kurbansız kurban” bakışından haraketle, bölge için kurban edilen değil, bu ihtimali ortadan kaldıran taktikle, kendilerini yakında hissettirecekleri abartılı olmayacaktır.
Bu yüzden, bölgesel savaşın bir parçası olmadan, yedeklenmeden, kendi öz siyasetini paradigmayla buluşturmak, taraf olmadan, perspektifi pratikleştirmek sanırım temel yol olacaktır Kürt siyaseti için.”