Çewlik Haber – Bingöl’de merkeze bağlı Düzyayla (Goran) köyünde Özateş Petrol ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi “Bazalt Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi” projesi için yeniden Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusu yaptı.
Planlanan taş ocağının bulunduğu bölgenin yerleşim yerine olan yakınlığı ve ormanlık alan olması sebebiyle köylüler projeye karşı çıkıyor.
Dün yapılan bilgilendirme toplantısında şirket temsilcisi ocağın köy merkezine 590 metre mesafede kurulacağını, istihdam yaratacağını ve gerekli çevresel önlemlerin alınacağını söylemişti.
Ancak Jeoloji Mühendisi Mehmet Alban ve Avukat Kürşad Furkan Alban bu bilgiyi yalanlayarak ocağın köye 590 metre uzaklıkta değil 200 metre uzaklıkta tarım arazileri üzerine kurulacağını belirtti.
Bugün de köylüler taş ocağına karşı sesini yükseltmek için bölgeye giderek protesto düzenledi. Protestoya kadınlar, çocuklar ve çok sayıda köylü katıldı.

Ayrıca Bingöl Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Gençlik ve Sivil Toplumu Geliştirme Derneği (BİNÇEVDER) temsilcileri de köylülere destek vermek için oradaydı.
BİNÇEVDER adına konuşan Cuma Karaaslan, yıllardır bölgede süren doğa talanına karşı mücadele ettiklerini vurguladı. Karaaslan, Bingöl’de ilk defa bu kadar onurlu bir dayanışmayı gösteren Goran köylülerini tebrik etti.
Karaaslan, Goran’ın dağının, taşının ve alt havzalarının Murat Nehri’ne ve Fırat’a hayat veren su kaynaklarıyla dolu olduğunu ifade etti. Buradaki bitki örtüsünün kendileri tarafından dikilmediğini, “Allah’ın lütfu ve nimeti” olduğunu söyledi. Buna dokunmanın “Allah’ın ayetleriyle oynamak” ve yaratılan bütün varlıklara karşı gelmek olduğunu dile getirdi.

Projenin hedef aldığı meşe ağaçlarının eşsiz özelliklerini anlatan Karaaslan, “40 kilometre kök derinliği olan bir ağaçtan bahsediyoruz, şaka değil!” dedi. Meşe ormanlarının Dicle’ye kadar su taşıdığını, toprağı tuttuğunu ve dünyada erozyonu en iyi engelleyen tür olduğunu belirtti. Bu özelliklerin, dedelerin burayı bilinçli bir seçimle yerleşim yeri olarak belirlemesinin temel nedeni olduğunu vurguladı.
Taş ocağı projesini talan zihniyeti olarak nitelendiren Karaaslan, “Benim köyümde evimi yıkıp, bahçemi talan edip, yola çıkacak tozlara su serperek beni teskin edemezsiniz!” diye tepki gösterdi. Buranın köylüler için sadece bir arazi değil, vatan, devlet ve kutsal bir yaşam alanı olduğunu ifade etti. Bu değerleri anlamayanları “vatan haini” olarak nitelendirdi.
Karaaslan, 40 km kök derinliğine sahip meşe ağacının 16.000 fonksiyonel değeri olduğunu aktardı. “Allah yaratmış. Ve siz bunu bir avuç taş için yok edeceksiniz?” diye sorarak tepkisini sürdürdü. Çocukların yatırımcılara yönelik “Başınıza taş düşsün!” sloganını hatırlattı ve bunun en güzel cevap olduğunu söyledi.

“Meşe Taştan Değerlidir”
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tarım Orman İl Müdürlüğü gibi kurumların bu alana sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Karaaslan, sağlıklı bir rapor için endemik türlerin ve göçmen kuşlarının yollarının araştırılmasını talep etti. “Göz diktiğiniz şey bizim aşımız, ekmeğimiz, hayatımızdır. Sizin paranız umurumuzda değil,” sözleriyle kararlılıklarını dile getirdi.
Meşenin bir başka hayati özelliğine değinen Karaaslan, dünyada su yapan tek bitkinin meşe olduğunu yineledi; diğer ağaçların su tükettiğini, meşenin ise su üreterek bütün pınarları beslediğini açıkladı. Bölgede bu vadiyi besleyen dokuz adet su kaynağının meşe ormanlarının altında bulunduğunu söyledi ve “Meşe, taştan da, dağdan da çok daha değerlidir,” dedi.
Karaaslan, Kızılderililerin sözlerine atıfta bulunarak, dereler kuruduğunda, çeşmeler akmadığında ve yemiş ağaçları olmadığında taşın yenmeyeceğini anlayacaklarını belirtti. Bu direnişin yatırımcılara geri adım attıracağını ve yalnız olmadıklarını vurgulayarak konuşmasını bitirdi.
Eylem, “Başınıza taş düşsün, köyümüzde taş ocağı istemiyoruz, canımızı veririz toprağımızı vermeyiz” sloganlarının ardından düzenlenen yürüyüşle sona erdi.




