Emin Turhallı
Hayat, toprağa düşen ilk damlayla başlar ve kendi nakışını sabırla işlemeye koyulur. Bu nakış her yerde aynı değildir. Kimi yerde ipek kadar yumuşak, kimi yerde kaya kadar serttir. Çünkü yaşam, suya olan mesafesine ve suyun akışına göre şekil alır. Doğanın kusursuz mühendisliğinde ne meşenin sarsılmaz sertliği tesadüftür ne de söğüdün boyun büküşü.
Yokluğun Öğrettiği Direnç, Varlığın Kırılganlığı
Dağın tepesinde, bir taşın çatlağında hayata tutunan meşe, suyun azlığıyla yoğrulmuştur. Gövdesi kale gibidir, yaprağı serttir. Yokluk ona tasarrufu öğretmiş, zorlu bir hayat ona yaşamın direncini ezberletmiştir. “Coğrafya kaderdir” sözü, en çok onun nasırlı gövdesinde anlam bulur.
Suyun yanı başında yükselen söğüt ve kavaklar ise nazlı devlerdir. Kökleri nemle beslenir, rüzgarla dans ederler. Ama bu zarafetin bedeli ağırdır: Su çekildiğinde, o koca gövdeler bir anda çöker. Yoklukla yoğrulan meşe ayakta kalırken, suya yaslanan hayat bir anda savrulur. Doğa, kendi dengesini asla boşuna kurmaz.
Bir Raporla Kesilen Bin Yıllık Hayat
Binlerce yılda ilmik ilmik işlenen bu doğa nakışı, bugün bir nehir tipi HES raporunun satır aralarına sıkıştırılıyor. Dere ve pınarların birleştiği yerde kurulan bent, suyun önünü kesiyor. Vadinin başı kapatılıyor, aşağısı kuraklığa terk ediliyor.
Suda yaşayan canlılar nefessiz bırakılıyor. Yaban hayvanları susuz kalıyor. Bent üstü tel örgülerle korunurken, altı sessiz bir ölüme terk ediliyor.
Bu yalnızca çevresel bir sorun değildir; bu, doğrudan yaşamın tahribatıdır.
Aşağıda kalan köyler suya erişemiyor. Tarlalar susuz, hayvanlar susuz, insanlar çaresiz kalıyor. Kamu yararı denilerek su, 49 yıllığına şirketlere devrediliyor. Köylünün yaşam hakkı, teknik bir ayrıntıya indirgeniyor.
Kar Var Ama Hayat Yok
Bentlerde tutulan su borularla vadiden uzaklaştırılıyor; başka bir yerde elektriğe çevriliyor. Şirket için kasaya girmeyen hiçbir şey kazanç sayılmıyor.
Oysa:
Toprağın ürünü kazanç sayılmıyor,
Yağmurla ekin yetiştiren köylünün emeği kazanç sayılmıyor,
Suyun iklimi dengelemesi kazanç sayılmıyor.
Unutuluyor ki ölünün mezarı elektrik ışığıyla aydınlanmaz. Hayat, kilovatla ölçülmez.
Suyun nemi dağın iklimini belirlerken bu denge bozuluyor. Kar yağmura dönüyor, rüzgar döngüsü kırılıyor. Vadiler kurudukça çevre il ve ilçeler aşırı sıcaklara mahkum ediliyor.
Doğaya Ters Giydirilen Elbise
Söğüt meşeyle yer değiştiremez. Suya ihtiyacı olanı susuz, suya ihtiyacı olmayanı suya boğmak; doğaya yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Üstelik bentler yalnızca ekosistemi değil, aşağıda yaşayan insanları da sürekli bir tehlike altında bırakır.
Sonuç: Sessiz Yıkımın İmzası
Doğa yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Su çekildiğinde söğüdün, balığın, kuşun koparacağı feryadı hiçbir bilirkişi raporu tercüme edemez.
Yarın vadiler kuruduğunda suç, kolayca “iklim krizine” atılacaktır. Oysa krizi derinleştiren, doğayı yalnızca ölçülebilir bir meta sanan bu kibirli anlayıştır.
Atalarımız boşuna dememiş:
“Başını serin, ayaklarını sıcak tut.”
Doğanın dengesini tersine çevirdiğinizde bedelini herkes öder:
Tarım biter, hayvancılık biter, endemik türler yok olur, şehirlinin sofrası bile eksilir.
Son söz şudur:
Hayatın kaynağı olan suyu canlılardan mahrum bırakarak daha iyi bir yaşam vaat edilemez.
Doğanın adaleti, kağıt üzerindeki hiçbir hesaba sığmaz.
Ve hiçbir zaman sığmayacaktır.




