Dün Genç ilçesinde İstişare Meclisi’nin düzenlediği “Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi” toplantısına katıldık. Toplantı ana hatlarıyla bize ilçenin temel sorunlarını anlatmayı-tartışmayı vadetse de maalesef ‘din ve ahlak’ ekseninde sınırlı kaldı.
Dün Daraheni’de, Genç’teydik. Bilmeyenler için belirtelim: Genç’te toplumsal konulara karşı duyarlılık geliştirmek ve ortak akılla çözümler üretmek amacıyla yaklaşık üç ay önce farklı kesimlerden insanlar bir araya gelerek Genç İstişare Meclisi’ni kurdu. Bu meclisin temel motivasyonu; ilçenin belki de en yakıcı sorunu olan uyuşturucu ve bağımlılık krizine karşı bir duruş sergilemek, toplum olabilmenin değerlerini hatırlatmak, korumak ve güçlendirmek.
Söz konusu toplantıdan yaklaşık bir hafta önce haberimiz oldu. Sonrasında resmi bir davetiye aldık. Hem WhatsApp aracılığıyla hem de doğrudan arama yoluyla davet edildik. Bu anlamda Bingöl’de ilk kez gazeteci olarak bu kadar değer gördüğümüz, ciddiye alındığımız bir organizasyona tanıklık ettik diyebiliriz.
Bingöl’den Genç’e doğru yola çıktık. Toplantının başlangıç saati 13.30’du. 13.10 civarında ilçeye girdiğimizde dahi organizasyon ekibinden arayıp durumumuzu sordular. Salon, biz vardığımızda büyük oranda dolmuştu. Ancak salona göz attığımızda ilk göze çarpan gerçek şuydu: Alanda sadece erkekler vardı.
Sıcak bir karşılamanın ardından içeri girdik. Basın çalışanları için özel bir masa ayrılmıştı; organizasyon ekibinde gazetecilerin bulunmasının bu nezakette payı büyüktü. Protokol masasında Genç Kaymakamı Muhammed Burak Akköz, Genç Belediye Başkanı Kemal Tartar, eski milletvekilleri, belediye başkanları ve AK Partili siyasetçiler yer alıyordu. Sonradan edindiğimiz bilgilere göre salonda DEM Parti, CHP ve diğer siyasi partilerin il ve ilçe temsilcileri de bulunuyordu.
Program Kuran tilavetiyle başladı, dini söylem ve temennilerle devam etti.
Toplantıda üç konuşmacının olduğu bir panel gerçekleştirildi. Programın moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Dağılma üstlendi. Konuşmacı koltuklarında ise siyasetçi ve yazar Abdulbaki Erdoğmuş, Prof. Dr. Cihat Yaşaroğlu ve Doç. Dr. Bayram Yurt yer alıyordu.
Organizasyon mükemmel, ev sahipliği ve Hüsn-ü kabul takdire şayandı. Ancak salondaki atmosfer ve konuşmalar derinleştikçe, toplantının vaat ettikleri ile sundukları arasındaki mesafe açılmaya başladı.
Abdulbaki Erdoğmuş hariç tutulursa, panelistlerin konuşmaları genelde hükümetin “Aile Yılı” konseptine ve resmi söylemlerine paralel bir çizgide seyretti. İlçe sokaklarını kasıp kavuran, gençleri birer birer yutan uyuşturucu ve madde bağımlılığı meselesine ne yazık ki teğet geçildi. Toplumsal ve sosyo-ekonomik krizlerin yarattığı tahribatı somut verilerle ve saha gerçekliğiyle ele almak yerine, genel geçer ve soyut “manevi değerler” söylemine sığınıldı.
Panelin ardından geçilen “Açık Kürsü” bölümü ise salondaki zihniyet kodlarını çok daha net bir şekilde dışa vurdu.
Söz alanların büyük bir kısmını İmam-Hatip ve din görevlileri oluşturuyordu. Konuşmacıların hemen hemen hepsi, toplumdaki yozlaşmayı ve değerler erozyonunu tartışırken ibreyi doğrudan kadına çevirdi. “Kadının yeri evidir”, “Kadın çalışmamalı, evinde oturup ailesine sahip çıkmalı” ifadeleri havada uçuştu. Bütün bir toplumsal ve ahlaki tartışma, kadının giyimi, yaşam tarzı ve kamusal alandaki varlığı üzerinden yürütüldü. Aileyi koruma söylemi, çok geçmeden kadını eve hapsetme ve toplumsal hayattan soyutlama propagandasına dönüştü.
İşin en acı tarafı; Genç’in canını yakan uyuşturucu belası üzerine koca salonda neredeyse kimse durmadı.
Açık kürsüde bu genel geçer gidişatı kırarak dikkat çeken bir isim oldu: Zıktê SÜRKAP Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Atalay. Atalay, salondaki steril ve soyut hava yerine doğrudan sokağı işaret etti. Sorunun çözümünün salon duvarları arasında değil, sokakta aranması gerektiğini, çözüm için sokaktan söz kurmanın şart olduğunu vurguladı.
Açık kürsünün ardından yeniden söz alan siyasetçi ve yazar Abdulbaki Erdoğmuş, salondaki bu eril ve sığ ahlakçı yaklaşıma sert ve net bir tepki gösterdi. Toplumdaki tüm ahlaki krizlerin ve yozlaşmanın faturasının kadınlar üzerinden kesilmesine, tartışmanın sürekli kadın bedeni ve rolü üzerinden yürütülmesine itiraz etti.
Erdoğmuş’un bu müdahalesi, günün belki de tek hakiki, ezber bozan ve en temel mesajıydı. Salondaki egemen söyleme karşı geliştirilen bu akademik ve vicdani itiraz, toplantının kayda değer en önemli çıktısı oldu.
Nihayetinde karşımızda; organizasyon kalitesi, misafirperverliği ve Genç’in önemli bölgelerinden ileri gelenleri bir araya getirmek açısından son derece başarılı, ancak içerik, tartışma düzeyi ve sorunlara teşhis koyma kabiliyeti açısından zayıf ve yetersiz bir toplantı vardı.
Genç İstişare Meclisi, ilçenin can damarına dokunabilecek bir potansiyele sahipken ilk ciddi sınavında bürokratik ve muhafazakar ezberlerin dışına çıkamadı. İlçedeki asıl sorunları ve çözümleri tartıştırmak yerine, ne yazık ki bu sorunlara yol açan zihniyetin kendi propagandasını yaptığı bir alana dönüştü.
Yine de ilçedeki sorunları görmek, inisiyatif almak ve böylesine geniş çaplı bir organizasyon düzenlemek kolay iş değil. Eleştirilerle beraber elbette bir sonraki adımları daha güçlü kılmak, çözüm önerinini tartışmak ve üretmek hepimizin sorumluluğunda.
Sol ve muhalif çevrelere bir not: Boş bıraktığınız sahada bu sözler kuruluyor
Bu noktada Bingöl’ün sol, sosyalist ve muhalif çevrelerine de apayrı bir paragraf açmak ve doğrudan bir çağrıda bulunmak gerekiyor.
Genç ilçesini “zaten orası muhafazakar”, “bizim kitlemiz değil” diyerek görmezden gelen, konforlu alanlarına çekilip sadece belirli salonlarda siyasetçilik oynayan muhalif akıl bu manzaraya iyi bakmalıdır. Sizlerin sahayı boş bıraktığı, halkın yakıcı sorunlarına dokunmadığı her alanda; işte bu muhafazakar ve eril söylemler kendilerine alan açıyor.
Toplumsal değişim iddianız, gençlik politikalarınız veya bağımlılıkla mücadele söyleminiz varsa, yeriniz elitist köşeler değil, Genç’in sokakları ve bu salonlardır. “Biz oraya gitmeyiz” dediğiniz Daraheni’de halk bir arayış içinde. Ancak o arayışa sunulan reçete, kadını eve hapseden, uyuşturucuyu halı altına süpüren erkek egemen bir anlayıştan ibaret kalıyor.
İddianız varsa buyurun gelin. Sahayı boş bırakarak ne mücadele yürütülür ne de toplum dönüştürülür.
Biz dün Genç’teydik; söyleneni kaydettik, söylenmeyeni not ettik. Takip etmeye de devam edeceğiz.




