Ayşe YAŞAR– Emrullah ÇİFTÇİ
Bingöl’ün eşsiz bölgelerinden biri olan Peri Vadisi, ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından hayata geçirilmesi planlanan 62 adet jeotermal enerji santrali (JES) projesinin tehdidi altında. Karlıova, Varto ve Tekman hattını kapsayan 600 bin hektarlık devasa bir coğrafyada hayata geçirilmek istenen bu projeler, bölgede yaşayan halk tarafından “sessiz bir felaket” olarak nitelendiriliyor.
“Lokal bir sorun değil, bölgesel bir yıkım planı”
Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu Sözcüsü Ekrem Alan, projenin sadece enerji üretimi değil, bölgenin demografik ve ekolojik yapısını tamamen değiştirecek bir yıkım projesi olduğunu savunuyor. Sürecin sadece Karlıova ilçesiyle sınırlı tutulmasının büyük resmi görmeyi engelleyeceğini belirten Ekrem Alan, tehlikenin boyutlarını şu sözlerle anlatıyor:
“Baştan şunu belirtmek isterim ki; biz konuyu sadece Karlıova ile sınırlı tutarsak büyük resmi kaçırmış oluruz. Bu iş, Tekman’dan başlayıp Yedisu-Erzincan sınırına kadar olan 150 kilometre uzunluğunda, 600 bin hektarlık bir alanda cereyan etmektedir. Doğu Anadolu Fay Hattı’nın Kuzey Anadolu Fay Hattı’ndan ayrıldığı bölgeden beslenen bu santraller, ciddi bir bölgesel tehlike arz ediyor. Eğer karşı direniş cephesini bu büyüklüğe göre şekillendirmezsek, önlem almakta geç kalırız.”

“Zehirli gazlar bitkileri zehirleyecek”
Karlıova ve çevresinin can damarının hayvancılık olduğunu hatırlatan Alan, santrallerden salınacak gazların meraları doğrudan hedef alacağını vurguluyor. Jeotermal akışkanların beraberinde getirdiği tehlikeli gazların biyoçeşitliliği bitireceğini ifade eden Alan, teknik bir risk tablosu çiziyor:
“3000 metreden ve yaklaşık 230 derece sıcaklıkta çıkacak akışkanların beraberinde taşıdığı ağır metaller büyük risk oluşturuyor. Özellikle yoğuşturulmayan, yanıcı ve boğucu olan NCG gazları, 72 saat boyunca havada asılı kalma özelliğine sahip. Bu gazlar havadan ağır olduğu için bir süre sonra yüzeye inecek, bitkileri zehirleyerek hayvanların ve arıların ölümüne neden olacak. Avrupa’da en iyi bal seçilen o zengin çiçek floramız, bu zehirli bulutlar altında tamamen yok olacak.”
“Maliyetten kaçmak için halkın sağlığıyla oynanıyor”
Jeotermal enerjide “reenjeksiyon” yani kullanılan suyun tekrar yer altına basılması işleminin hayati ancak maliyetli olduğunu belirten Ekrem Alan, şirketlerin bu süreçteki ihmallerine dikkat çekiyor:
“Reenjeksiyon çok pahalı bir işlem. Şirketler maliyetten kaçmak için bu sıvıyı olması gereken derinliğe değil, sadece 70-80 metre derinliğe basıyorlar. Bu akışkan sular tekrar yüzeye sızarak içme sularına ve tarım arazilerine karışıyor; sebzeleri, meyveleri ve ekili alanları zehirliyor. Üstelik bu santrallerin türbinlerini soğutmak için yoğun saf suya ihtiyaç duyuluyor. Bu da bölgede ciddi bir su kıtlığına ve yer altı sularının kurumasına yol açacak.”

İklim değişikliği ve zorunlu göç senaryosu
Bölgenin kış şartlarının sertliğine ve mevcut ekosistemin bu soğuk iklimle uyumuna değinen Alan, santrallerin yaydığı yüksek ısının yapay bir iklim değişikliği yaratacağını savunuyor. Bu durumun katastrofik sonuçları olacağını belirten Alan, süreci şu sözlerle özetliyor:
“Böylesi yoğun buhar ve ısı üreten bir tesisin hayata geçirilmesi demek, bölgenin hava şartlarının değişmesi demektir. Karlıova gibi bir yerde kar yağmadığında su kurur, ot yeşermez, kıtlık başlar. İkinci yılda ise çölleşme görülür. Geçim kaynakları kuruyan insanlar köylerini boşaltmak zorunda kalacak. Bu, bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi ve halkın zorunlu göçe tabi tutulmasıdır.”
“Evimiz yanıyor, belleğimiz siliniyor”
Mücadeleyi her türlü siyasetin üstünde bir “yaşam hakkı savunucusu” olarak gören Ekrem Alan, Peri Vadisi sakinlerine ve bölge halkına şu sözlerle birlik çağrısında bulunuyor:
“Bizim mücadelemiz vadimiz ve doğamızdır. Birlikte omuz omuza vermezsek; soluyacağımız temiz hava, bahçemizden koparacağımız sebze, bal toplayacağımız arı kalmayacak. Çocuklarımıza emanet edeceğimiz yaşanabilir bir köy bırakamayacağız. Evimiz yanıyor, yerimiz yurdumuz yok oluyor, belleğimiz siliniyor. Atalarımızdan kalan hatıralar bu ağır vebal altında yok olup gitmemeli. Halkın birliği önünde durabilecek hiçbir güç yoktur. Biz çocuklarımıza onurlu bir memleket bırakmak istiyoruz; onlar ise kârları için her şeyi yok etmek istiyorlar. Gün, birliktelik günüdür.”




