Halkın Emek Partisi’yle (HEP) birlikte legal siyaset alanına geçiş yapan Kürt Mücadelesi, yerelden aldığı güç ve dinamikle, zaman içerisinde nicelik olarak da büyük bir mesafe alarak sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’nin başta metropol illeri olmak üzere, neredeyse bütün bölgelerinde nüfuzunu artırmaya başladı.
Aşağıdaki kronolojide, Kürt Legal Siyasetinin nicel olarak nasıl bir büyüme gerçekleştirdiğinin panoramasını görmektesiniz.
HEP (Halkın Emek Partisi, 1990-1993)
7 Haziran 1990: Kuruldu (Genel Başkan Fehmi Işıklar).
20 Ekim 1991 Genel Seçimleri: SHP listelerinden ittifakla girdi. Yaklaşık 18-22 milletvekili çıkardı. Kürt siyasal hareketinin TBMM’deki ilk anlamlı temsili. (Leyla Zana’nın Kürtçe yemin krizi vb. yaşandı.
1993’te Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.
HADEP (Halkın Demokrasi Partisi, 1994-2003)
11 Mayıs 1994: Kuruldu (Murat Bozlak).
1995 Genel Seçimleri: ~1,17 milyon oy (%4,17). %10 barajı nedeniyle 0 milletvekili.
1999 Genel Seçimleri: ~1,48 milyon oy (%4,75). Yine 0 milletvekili.
1999 Yerel Seçimleri: 37 belediye kazandı (Diyarbakır Büyükşehir + Ağrı, Batman, Bingöl, Hakkari, Siirt, Van vb.). İlk büyük yerel başarı.
13 Mart 2003’te kapatıldı.
Ara Dönem (DEHAP, DTP, BDP – 1997-2014)
2007 Genel: Bağımsız adaylarla ~22 milletvekili.
2011 Genel: Bağımsız adaylarla (Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu) ~36 milletvekili.
2009 Yerel: DTP ~98-99 belediye kazandı.
2014 Yerel: BDP ~102 belediye kazandı (Diyarbakır, Van, Mardin büyükşehirleri dahil; eş başkanlık sistemiyle).
HDP (Halkların Demokratik Partisi, 2012-2023)
15 Ekim 2012: Kuruldu (daha sonra eş başkanlık sistemiyle).
2014 Cumhurbaşkanlığı: Selahattin Demirtaş %9,77 (~3,96 milyon oy). O güne kadarki en yüksek oran.
7 Haziran 2015 Genel: %13,12 – 80 milletvekili. Parti olarak barajı aştığı ve tarihi en yüksek başarısını yaşadığı seçim. AKP tek başına iktidarı kaybetti.
1 Kasım 2015 Genel: %10,76 – 59 milletvekili.
2018 Genel: %11,70 – 67 milletvekili.
2019 Yerel: 3 büyükşehir (Diyarbakır, Mardin, Van) + toplam ~65-70 belediye. Kayyum atanan yerlerin önemli kısmını geri aldı; İstanbul ve Ankara’da muhalefetin kazanmasına kritik katkı sağladı.
DEM Parti (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, 2023-)
2023 Genel Seçimleri: HDP kapatma davası nedeniyle Yeşil Sol Parti (YSP) listelerinden girdi. %8,82 – 61 milletvekili.
Ekim-Aralık 2023: YSP adı HEDEP olarak değiştirildi, Yargıtay itirazı üzerine kısa adı DEM Parti oldu. HDP’nin fiili devamı olarak konumlandı.
2024 Yerel Seçimleri: %5,7 civarı oy, 3 büyükşehir (Diyarbakır, Mardin, Van), 7 il (Ağrı, Batman, Hakkari, Iğdır, Muş, Siirt, Tunceli/Dersim) ve toplam ~75-82 belediye. Güneydoğu’daki hakimiyetini büyük ölçüde korudu.
Yukarıdaki kronolojik fotoğrafa göre, sürekli büyüyen bir Kürt Mücadelesine tanık olmaktayız. Gerek Kürdistan illerindeki belediye başkanlıklarında ve gerekse de, Türkiye Büyük Millet Meclisine milletvekili göndermede, periyodik bir büyümeyle karşılaşıyoruz. Mersin ve Adana’nın birer ilçesinde belediye başkanlığı ve Türkiye’nin metropol illerinde milletvekili çıkarabilecek nicel büyüklüğe erişen Kürt Mücadelesi, ülke sınırlarının dışında da kurumsal yapılanmalar oluşturdu. Türkiye Sol Hareketinden fraksiyonlarla kurduğu ittifaklar aracılığıyla, uzunca bir süredir sadece sokak mücadelesi yürüten çeşitli parti/grupları da meclise sokmayı başardı.
Yukarıdaki tablo okunup bitirilse ve sonradan yazılacak olanlar eklenmese, “Allah’tan belanızı mı istiyorsunuz”? denebilir.
Gelelim madalyonun öteki yüzüne…
Kürtlük/Kürtler, TBMM (TC Sistemi) tarafından yok sayılmış, görünmezleştirilmeye, asimilasyona uğratılarak boğdurulmaya çalışılmıştır uzun yıllar boyunca. Bu yok sayılmaya, görünmezleştirilmeye, asimilasyonla boğdurulmaya karşı başlatılan Kürtlük Mücadelesinin yüzü/yönünün TBMM’ye olması anlaşılabilir bir durumdur.
Uzunca bir süre, defalarca bastırılmış gibi zannedilse de, hatta Ağrı İsyanı’nda “Hayali Kürdistan burada medfundur” denilerek mezarı kazılmış olsa da Kürt Davası bitirilememiş ve içten içe biriktirdiği öfkeyle, PKK üzerinden uluslararasılaştırılacak bir büyüklükte yeniden ortaya çıkmıştır. Daha önceki isyanlarda denenen ve kısmen başarılmış gibi görünen yol ve yöntemler, son isyanda da uygulamaya geçirildi. Köy yakma/boşaltmalar, faili meçhuller, koruculaştırma, paravan yapı/grup/partiler kurarak hareketi boğmaya çalışan sistem, bunu başaramadığı gibi, daha da büyümesine sebebiyet verdi. Neredeyse ordusunun yarısından fazlasını konuşlandırdığı, çok büyük maddi harcamalar yapmak zorunda kaldığı ve bir türlü bastıramadığı Kürt mücadelesinin legal tarafını da, illegal olarak vasıflandırıp, meclise girmesine de engel olmaya çalıştı uzunca bir süre. Bu engellenemeyince, başka bir yol/yönteme başvuruldu.
Meclisin kapıları Kürtlere aç(tır)ıldı. Bu yapılırken de, çok da istenmiyormuş gibi yapılarak, meclisin(Ankara’nın) Kürtler için yegane sonuç/amaç oldurulması sağlandı. İlk dönemler, meclise kimlerin gireceğinde Kürtler belirleyici iken, sonrasında ise sistem kendinden olanları da Kürtlerle birlikte meclise sokma yoluna gitti. Kürtlerle birlikte meclise sokturduklarının, parti içerisinde belirleyici hatta hegemonik olmalarını da sağladı. Milletvekillerine sağlanan VİP konfor sayesinde, Kürt mücadelesi öncülerinin Ankaralılaşmaları da başarılmış oldu. Yereldeki dinamizmle, Ankara’ya gönderilen Kürt Mücadelesi öncüleri, Ankara’daki konforlarının sürdürülebilirliğini uzatmak, kalıcılaştırmak için ise, yerelde kendi himayelerinde ve kendileri için çalışan klikler oluşturdular. Bu klikler ise, yerelde edindirildikleri mikro iktidar konforunun hazzıyla, Kürtlük Mücadelesi/davasının önüne geçmeye başladılar.
Kürtlük Mücadele/Davası, Ankaralılaşmış konfor ve ikbal/istikbal düşkünleri ve yereldeki mikro iktidar klikleri eliyle, kitleler üzerindeki otoritesini yitirmeye ve nicel olarak büyürken, niteliğini yitirmeyle yüz yüze bırakıldı. Yanisi, görece bir mikro iktidara ve o iktidarın konforuna ulaşan ve alışan Kürt mücadelesinin öncüleri, halkı ve davayı unutarak, davanın sürdürülebilirliğinin ve yönetilebilirliğinin (aslında çözülmemesinin) siyasetini yürütmeye başladılar.
Mücadeleye öncülük edenlerin savruluş ve laçkalıkları halk tarafından görülüyor olsa da, verilen mücadele ve ödenen bedellerin yüzü suyu hürmetine ve en çok da, bunun geçici bir savrukluk olduğu ve günü geldiğinde rayına oturacağı beklentisiyle kitleler, uzun süre bu savrukluk/laçkalık, hatta lümpenleşmeyi tolere etme yoluna gitti. Fakat ne yazıktır ki, halkın mücadele ve verilen bedeller yüzünden legal politik öncülere tanıdığı tolerasyon, bu kişilerce daha da suistimal edilerek, mücadelenin rayından çıkmasına sebebiyet verildi.
PKK‘nin kendini feshi ve mücadelenin bundan sonrası için demokratik ve sivil yollarla sürdürülmesi paradigmasının kabulü sonrasında, geçmişten bu güne, silahlı mücadelenin devam ediyor olması, silahların gölgesinin eleştirilerin önünde bariyer oluşturması, verilen mücadelenin şiddeti ve ödenen bedellerin büyüklüğü, eleştirilerin önünü tıkayan sebeplerdi.
Fesih ve sonrasında silahların bırakılarak demokratik mücadeleye geçileceği deklarasyonundan sonra, geçmişte çeşitli sebeplerle yapılmayan eleştiriler, konformizm hastalığına yakalanmış legal siyasete, daha şiddetli bir şekilde yönelmeye başladı. Halı kaldırıldı ve geçmişte altına süpürülen bütün “kirler” su yüzüne çıkarılmaya başlandı.
“Mücadelenin yüzü suyu hürmetine” kerhen rıza gösterilen bütün meselelerde homurtular yükselmeye başladı.
Kadın meselesi, LGBT-I meselesi, Türk Soluna açılan sınırsız krediler meselesi, halkın kültürel ve inançsal dokusuna yabancılık meselesi, kabul edilemeyecek sınıflar arası ekonomik uçurum meselesi, fuhuş/uyuşturucu sorununda pasif kalma meselesi ve daha birçok mesele, halının altından çıkarılarak, daha yüksek desibelle dillendirilmeye başlandı.
“Mücadelenin yüzü suyu hürmetine” ses çıkarılmamasına alışan ve edin(diril)diği konforlu alanlarından siyaset yaptıkları zannında olan ve kendilerini “seçilmişler” olarak görenler, yükselen bu yüksek desibelli eleştiriler sonrasında uyanır gibi oldular ve sebep oldukları yozlaşmanın tamirine yönelik, “müsamere” denilebilecek aktivitelere giriştiler.
Bu yozlaşma ve lümpenleşmenin müsebbipleri durumundaki kişiler, bu yozlaşmışlığa çare olabilecek son kişilerdir. Ve bu kişiler, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek, sebep oldukları bu çürümeyi asla çözemeyecekleri gibi, bu çürümenin çözümü konusunda başvurulacak en son kesimdir.
Bayağı uzadı ve okunma sorunu oluşacağı için, bu bölümü burada bitiriyorum. Bir sonraki yazıda ise, Amed ve Amed’in Kürt Mücadelesindeki pozitif ve negatif taraflarını konu edineceğim yazı olacaktır.



