Değişim önerilerine karşı kibirli, aşağılayıcı veya kapıyı tamamen kapatan tavırlar sergileyen vekiller, belediye başkanları ve yöneticiler için şu basit ama derin felsefeyi içselleştirmek, hem insanlık hem de yurtseverlik adına bir dönüm noktası olabilir:
“Mücadele benimle başlamadı, benimle de bitmeyecek.”
Bu cümle, tevazu ile başlar; ego ile değil. Gerçek bir yurtsever, koltuğa, makama, unvana veya alkışa sahip çıkmayı değil; bir bayrağı, bir ideali, bir halkın yarınlarını taşımanın sorumluluğunu bilir. Bu felsefeye inanan biri, yer kapmayı değil, yer açmayı düşünür.
Kendinden öncekilerin kanıyla, gözyaşıyla, emeğiyle açtığı yolda yürürken, arkasından gelenlere daha geniş, daha aydınlık, daha adil bir alan bırakmayı görev sayar. Eleştiriyi hakaret, öneriyi tehdit, farklı sesi düşmanlık olarak görmez; aksine onları zenginlik, olgunlaşma fırsatı olarak karşılar.
Çünkü mücadele bir kişinin, bir partinin, bir dönemin malı değildir. O, nesillerin birbirine devrettiği kutsal bir emanettir. Sizden önceki kuşaklar da “bizimle başladı” diye düşünmedi. Sizden sonrakiler de “bizimle bitecek” diye düşünmeyecek.
O halde:
Kapıyı kapatmak yerine açın.
Küçümsemek yerine dinleyin.
Yer kapmak yerine yer açın.
Çünkü asıl yurtseverlik, kendi dönemindeki geçici gücü sonsuz sanmak değil; o gücü, kendinden sonrakilerin daha iyi bir mücadele verebilmesi için kullanabilmektir.
Bu bilinçle bakıldığında, bir öneri reddedildiğinde aslında bir gelecek reddedilmiş olmaz.
Bir öneri küçümsendiğinde, aslında bir neslin umudu küçümsenmiş olmaz.
Ve unutmayalım: Tarih, makam sahiplerini değil; yer açanları, köprü kuranları, kapıları aralayanları hatırlar.
Mücadele benimle başlamadı, benimle de bitmeyecek. Ama benim elimde, biraz daha güzel, biraz daha geniş, biraz daha insani bir hale gelebilir.
Bu da yeter. Bu da büyük bir yurtseverliktir.




