1 Mayıs 2003 tarihinde meydana gelen ve 177 kişinin yaşamını yitirdiği Bingöl depreminin yıl dönümünde, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İl Koordinasyon Kurulu tarafından kapsamlı bir anma etkinliği düzenlendi.
Bingöl’ün deprem dirençli bir kent haline getirilmesi için yapılan çağrıların damga vurduğu etkinlikte konuşan uzmanlar ve oda temsilcileri; kamu kurumlarının TMMOB’u süreçlerin dışına ittiğini, yapı stoku envanterinin çıkarılmadığını ve kentin kapıdaki deprem gerçeğine karşı hazırlıksız olduğunu vurguladı.
Etkinlik, depremde hayatını kaybedenlerin anıldığı bir sinevizyon gösterimi ile başladı. Ardından söz alan konuşmacılar, Bingöl’ün teknik, siyasal ve mühendislik boyutlarını içeren çarpıcı açıklamalarda bulundu.
‘Doğa Olayları Siyasallaştığı İçin Kayıplar Yaşanıyor’
İlk olarak söz alan TMMOB Bingöl İl Koordinasyon Kurulu Genel Sekreteri Canfidal Boldaş, konuşmasına Bingöl’ün Türkiye’nin en riskli bölgesi olduğunu hatırlatarak başladı:
“Yarın 1 Mayıs 2003 depreminin üzerinden 23 yıl geçmiş olacak. Bingöl Türkiye’nin depremsellik açısından en riskli bölgesi diyebiliriz. Kuzey Anadolu Fay hattı ile Doğu Anadolu Fay hattının kesişiminde. Bingöl tarih boyunca depremler yaşadı. 1934 yılından günümüze kadar olan depremlerde 1539 yurttaşımız hayatını kaybetti. Hepsini rahmetle anıyorum ve bu kayıpların sebeplerine değinmekte fayda görüyorum.”
‘Bilim İnsanlarına Kulaklarını Tıkıyorlar’
Boldaş, can kayıplarının sorumluluğunun sistemsel olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Bu kayıpların sebebi sistemin siyasallaşmasının sonucu. Bu tür doğa olaylarının bile siyasallaştığı bir düzlemde bilim insanlarına kulaklar tıkanıyor. TMMOB gibi teknik merkezlerin uyarıları dikkate alınmıyor. Böyle olunca doğa olaylarına karşılık bir hazırsızlık süreci ve sorumsuzluk pratiği gelişiyor. Bu yüzden kayıplar ve yıkımlar yaşanıyor. Biz Bingöl İl Koordinasyon Kurulu olarak defalarca ilgili tüm kamu kurumlarıyla ve platformlarıyla görüştük. ‘Gelin ortak akılla Bingöl’ü depreme hazırlayalım’ dedik. Ama hiçbir çağrımıza bugüne kadar olumlu bir yanıt almadık.”
Konuşmasında, kurum olarak yerel yönetimler ve mülki idare tarafından dışlandıklarını belirten Boldaş, 2025 yılı boyunca Bingöl Valiliği bünyesinde toplanan İl Koordinasyon Kurulu toplantılarına katıldıklarını ancak 2026 yılının ilk toplantısına çağrılmadıklarını kaydetti.
‘Demokratik Bir Ulus Olabilme Gerçekliği’
Boldaş’ın ardından kürsüye çıkan TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, konuşmasına katılımcıları Kürtçe selamlayarak başladı. Beycan, depremin sadece teknik bir mesele değil, bir demokrasi meselesi olduğuna dikkat çekti:
“Bugün 1 Mayıs 2003 yılında sabah 03.27’de 6.4 şiddetindeki depremde meydana gelen afetle birlikte yitirdiğimiz 177 kişinin şahsında, 6 Şubat 2023 tarihinde yitirdiğimiz on binlerce canı anarak başlamak istiyorum. Yitirdiğimiz binlerce canın yükü omuzlarımızda. Ama ne yapmalı ve nasıl yapmalı; hala bir devlet sistematiğinin, politikasının geliştirilmediği; toplumsallaştırılmadığı bir ülke gerçekliği ile yüz yüzeyiz. Deprem bir doğa olayı ama bunları afete dönüştüren sistematik yapılarımız, kurumlarımızın çalışma düzeni, liyakatsiz atamalar, ekonomi ve en temel gerekçe de bizim açımızdan demokratik ulus olabilme gerçekliği.”
Beycan, Türkiye’deki deprem bilançolarını Japonya örneğiyle kıyaslayarak siyasal iklime vurgu yaptı:
“7.9 büyüklüğündeki Maraş depremlerinin hemen ardındaki bağımsız depremin 12’ye varan şiddeti… Arama kurtarma ekiplerinin yetersizliği, depremin olduğu saat, mevsim, ekonomik koşullar ve ülkenin genel olarak içinde bulunduğu siyasal iklimi de ele aldığımızda; evet, 12 şiddetine ve on binlerce cana karşılık geldi. Biliyorsunuz, Japonya’da daha büyük depremler oluyor, birkaç tane mal kaybı ile atlatılıyor. Peki neden ülkemizde doğa olayları afetlere dönüşüyor? Bunların nedenlerine baktığımızda temelinde bir demokrasi sorununun yattığını görüyoruz.”
‘Bu Salonda Bulunan Herkes Depremi Deneyimleyecek’
Gelecekteki risklere dair uyarıda bulunan Beycan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sayın Bahçeli’nin çağrısıyla, Sayın Erdoğan’ın koymuş olduğu iradeyle ve sayın Öcalan’ın tanımlayıp anlamlandırdığı bir süreç önümüzde duruyor. Bu sürece karşılık verme sorumluluğu şüphesiz TMMOB, KESK, TTB gibi demokratik kurumların omuzlarında tarihsel bir sorumluluk olarak duruyor. Bugün Bingöl ve Dersim, kaderi bir olan iki ildir. Yedisu ve Karlıova fayı, Pülümür fayı ve Ovacık fayı… Bunlar teknik olarak ömrünü doldurmuştur. Bu salonda bulunan herkesin ömrü yeterse deneyimleyeceği depremlerdir. Bugün olabilir, yarın olabilir ama bu salondaki herkes bu depremi görecek. Sınanacağız bu depremle. Peki sınanırken ne kadar dirençliyiz? Buradan doğru bir ekokırım politikasının, madenlerin ve barajların Bingöl’de ve Dersim’de yürütüldüğü gerçeği ile karşı karşıyayız. Kamusal denetleme ve planlamadan çıkartılmış, tamamen belli bir kesimin hizmetine sunulmuş bir Kürdistan bölge gerçekliği var.”
Yedisu Sismik Boşluğu Tehlikesi
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Mehmet Alban ise meselenin teknik ve sismolojik boyutuna odaklanarak “Yedisu Sismik Boşluğu” tehlikesine işaret etti:
“Bugün, 1 Mayıs 2003 Bingöl Depremi’nin yıl dönümünde, hem yitirdiğimiz canların derin kederini paylaşıyor hem de bu acı tecrübeyi bilimsel bir projeksiyona dönüştürme sorumluluğumuzla bir araya geliyoruz. 1 Mayıs 2003 sabahı yaşadığımız 6.4 büyüklüğündeki deprem, bölgenin tektonik rejiminin kaçınılmaz bir sonucuydu. Bingöl, Türkiye’nin en aktif iki ana fay hattı olan KAFH ve DAFH’nın birleştiği, üçlü eklem noktasına yakın, sismik açıdan son derece karmaşık bir düğüm noktasında yer almaktadır.”
Alban, en büyük riskin Yedisu segmenti olduğunu belirterek şu teknik detayları paylaştı:
“Bugün bilimsel bir ciddiyetle üzerinde durmamız gereken en hayati konu Yedisu Segmenti’dir. KAFH’nın doğu ucunda, Erzincan ile Bingöl (Yedisu) arasında kalan bu hat, 1784 yılından bu yana büyük bir deprem üretmemiştir. Sismolojik veriler ve GPS ölçümleriyle takip edilen yıllık kayma hızları, bu segmentin bir ‘sismik boşluk’ teşkil ettiğini ve kırılma mekanizması için gereken enerjiyi büyük oranda biriktirdiğini göstermektedir. İstatistiki olarak yinelenme periyodunu tamamlamış olan bu segment, sadece Yedisu ilçemizi değil, tüm bölge lokasyonumuzu doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Yedisu Segmenti’nin sessizliğini bir tehdit değil, hazırlanmak için bize tanınmış son bir şans olarak görmeliyiz.”
Alban, Bingöl’ün zemin yapısına dair de uyarılarda bulundu:
“Bingöl’ün büyük bölümü genç alüvyonlar ve gevşek birikintiler üzerine kuruludur. Bu tip zeminler ‘zemin büyütmesine’ neden olur. Yapılan Mikro-bölgeleme çalışmaları ile her parselin zemin parametrelerini doğru analiz etmeli, sıvılaşma olan alanlarda zemin iyileştirmesini tavizsiz uygulamalı, sismik izolatör teknolojilerini stratejik yapılarda standart hale getirmeliyiz. Bingöl’ün jeolojik kaderini bir felakete değil, mühendislik başarısına dönüştürmek bizlerin elindedir.”
‘Depremler Felaket Değildir’
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bingöl İl Temsilcisi Ayetullah Keskin, konuşmasına Zazaki başladıktan sonra kentin yapı stokuna dair yürütülen ancak durdurulan çalışmaları anlattı:
“Depremler bir felaket değildir. Felaket deprem sonrası oluşan yıkımdır, siyasal tutumdur, depreme hazırlıksız yakalanmaktır. Bingöl 6 Şubat 2023 depremlerinden önce Bingöl İMO olarak yapı envanter çalışmalarını ivedilikle yürütmek için Bingöl Belediyesi ve Bingöl Üniversitesinin ortaklaşa çalışması, İMO’nun sekretaryasında yürütülen bu çalışma belli bir aşamaya gelmişti, hatta protokol dahil hazırlamıştık ancak 6 Şubat depreminden sonra bu çalışmalar rafa kaldırıldı.”
‘İMO Sürecin Dışında Tutuldu’
Keskin, halihazırda yürütülen “Deprem Master Planı” çalışmasının kapalı kapılar ardında yapıldığını savundu:
“Bizim buradaki amacımız yapı envanter stoğunu çıkartmaktı. Yapının yaşını, ne amaçla kullanıldığını, kaç kişi yaşadığını, kullanılan malzeme kalitesini ortaya koymak ve kenti dirençli hale getirmek… Depremden sonra İMO bu sürecin dışında tutuldu. Bingöl’de bir deprem master planı çalışması yürütülüyor ve bu çalışma belli kesimlerin tekelinde. Ne denetleme kurulu ne izleme kurulu, herhangi bir üçüncü göz yok. Bundan sağlıklı bir sonuç da alınmadı. Çalışma iki yıldır devam ediyor ancak ortaya konulan somut bir veri yok.”
Riskli yapıların sınıflandırılmasına dair somut önerilerini yineleyen Keskin, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bizim önerimiz; 2003 yılı Bingöl depremi baz alınarak bu tarihten önceki yapıları riskli kabul etmek. Sahada çalışmak, kağıt üzerinde değil. Bizler 2003 öncesini riskli kabul edip, 2003 ve 2011 arasının performans analizleri tutulsun dedik. Ne yazık ki şehrimizde böyle bir çalışma yok ve ne yazık ki hala eski yapılarda insanlar ikamet etmek zorunda kalıyor. Özellikle Maden Sokak… 2025 yılı Kasım ayında bir ofis açılacağı söylenmişti ancak 2026 Mayıs ayındayız hala bir çalışma yok.”
Kent Meydanına Yürüyüş ve Çağrı
Konuşmaların ardından TMMOB Diyarbakır Mimarlar Odası Şubesi Eşbaşkanı Şerefxan Aydın, “Depreme Hazır Kentler İçin Ne Yapılmalı?” konulu bir sunum gerçekleştirdi.
Etkinliğin sonunda TMMOB üyeleri ve katılımcılar, ellerinde karanfillerle kent meydanına kadar bir yürüyüş düzenledi. 2003 depreminde hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşunun ardından karanfiller bırakıldı.
Burada kısa bir kapanış konuşması yapan Canfidal Boldaş, tüm kurumlara son bir çağrıda bulundu:
“Bu kent depreme hazır değil, depremlerde bir insanımızın daha ölmesini istemiyoruz. Buradan ilgili tüm kurum ve kuruluşlara çağrı yapıyoruz; gelin, Bingöl paydasında buluşalım ve Bingöl’ü depreme hazırlayalım.”




