Meclis’te kabul edilerek Resmi Gazete’de yayımlanan ‘çerçeve yasa’nın ardından sahada pratik adımlar atılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştiren Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun alt komisyonları belirleyerek çalışma mekanizmasını devreye soktuğu süreçte, düzenlemenin hukuki boyutları netleşiyor.
Çewliknet- Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında 467 milletvekilinin oyuyla yasalaşan 12 maddelik “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu” sonrasında, Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısını yapmasıyla birlikte gözler uygulamanın detaylarına çevrildi.
Sürecin yasal zemine oturtulmasını, yasanın ilerleyen aşamalardaki rolünü ve Kurul’un pratik adımlarıyla şekillenen yeni dönemi Çewliknet’e değerlendiren Bingöl Baro Başkanı Yusuf Ketenalp, uygulamanın yasanın ruhuna uygun şekilde yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti.
‘Meclis’te kurulan komisyon fotoğrafı belirginleştirdi’
Toplumun bu süreçten MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2024 yılının Ekim ayındaki grup toplantısı konuşması ve ardından siyaset kurumunun mesajlarıyla haberdar olduğunu belirtip sürecin Meclis çatısı altında yürütülmesinin önemine değinen Ketenalp, şöyle konuştu:
“Sürecin Meclis çatısı altında kurulacak bir komisyonla yürümesi hem toplumsal desteğin artması hem şeffaflık hem de siyasi meşruiyetin kazanılması anlamında önemli bir aşamaydı. Farklı meslek grupları ve STK’ler dinlendi. Biz de geçen sene Ağustos ayının sonlarında 10 baro başkanı ve TBB Başkanımızla komisyonda görüşlerimizi ifade ettik. Bu durum, vekillerin ve komisyon üyelerinin zihninde bir fotoğrafın belirginleşmesi açısından önemliydi.”
‘Şiddetsizlik ortamı çok kıymetli’
‘Çerçeve yasa’ya ilişkin konuşan Ketenalp, son 2 yıldır şiddet ortamının yaşanmamasının ve bunun yasal güvenceye kavuşturulmasının değerine vurgu yaparak, “Doğru tanımı yaparsak beklentiyi de ona göre şekillendiririz. 2 yıldır Türkiye bir şiddet ortamını yaşamıyor. Bu öncelikle çok kıymetli. Herhangi bir televizyonda cenaze veya acı haberiyle karşılaşmıyoruz. Yasal güvencenin sağlandığı bu ortamda hukuki ve demokratik anlamda her şey konuşulabilir” ifadelerini kullandı.
Sürecin niteliğine dair değerlendirmelerini sürdüren Ketenalp, şunları kaydetti:
“Bu süreç, 41 yıllık Kürt meselesindeki şiddet ve çatışmanın sonlandırılması sürecidir. Komisyonda ana dilden kayyım uygulamalarına kadar birçok konuyu dile getirdik; bunların daha sonraki aşamalarda demokratik zeminde siyasete konuşulup düzene getirileceği ifade edilmişti. Dolayısıyla bu süreç, bir örgütün kendisini feshedip Kürt meselesine dair taleplerin ya da konuşulacak konuların hukuk ve demokratik zemine çekilmesi sürecidir. Geçen sene Temmuz ayında örgüt sembolik de olsa bir silah yakma töreni düzenledi. Çerçeve yasadaki adımlar, ikinci ve üçüncü adımların atılmasıyla farklı düzenlemeleri de beraberinde getirecektir.”
Kimler yararlanacak, kimler kapsam dışı kalacak?
Yasanın yürürlüğe girdiğini ve Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısıyla birlikte uygulama mekanizmasının devreye girdiğini belirten Ketenalp, uygulama esaslarını ve kanunun kapsamını şu sözlerle özetledi:
“Yasanın içerisindeki devlet mekanizmalarının, MGK ve MİT’in teyit ve tespitiyle kurulacak kurulun değerlendirmelerinden sonra düzenlemeden yararlanacak olanlar başvuru yaparak faydalanacaktır. Düzenleme kapsamında örgüt yöneticileri, örgüt üyeliği suçlamasıyla karşı karşıya kalanlar, örgüte bilerek ve isteyerek yardım edenler, propaganda suçları işleyenler ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’a muhalefet edenler yer almaktadır. Buna karşın, örgüt faaliyeti çerçevesinde insan öldürme suçu işleyenler ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve ağırlaştırılmış müebbet cezayı gerektiren suçlar ise kanunun kapsamı dışında tutulmuştur.”
‘Davalar düşecek, kesinleşmiş cezalar infaz edilmiş sayılacak’
Kurulun alt komisyonlar kanalıyla yürüteceği hukuki süreçlerin sahadaki karşılığına da değinen Ketenalp, “Bu düzenleme bir ilk adım. Yasanın yapılmasından ziyade uygulamanın insan hakları ve ifade hürriyeti kapsamında yasanın ruhuna uygun olması hayati önem taşıyor. Erteleme süresi boyunca yeni bir davayla karşılaşmamış kişiler için; soruşturma evresindeyse takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararı verilecek, kovuşturma evresindeyse dava düşecek. Kesinleşmiş hapis cezası varsa, o ceza infaz edilmiş sayılacak. Yasa bunu hedefliyor” dedi.
Yasanın kişi veya gruplara özel olmadığını vurgulayan Ketenalp, “Yasa yurt dışında, cezaevinde veya Türkiye’de normal hayatına devam eden kişileri kapsıyor. Şartları taşıyan kişiler teyit ve tespitin ardından ismi Ahmet veya Mehmet olsun başvurusunu yaparak bu haktan yararlanacaktır” şeklinde konuştu.
‘Barolar ve STK’ler sürece dahil olmalı’
Sürecin özgün yapısına dikkat çeken Ketenalp, sözlerini şöyle tamamladı:
“Dünyadaki örneklerinden farklı, tamamıyla Türkiye’ye has ve daha önce denenmemiş bir süreç yaşanıyor. Daha önce Oslo sürecinde denenen ‘üçüncü göz’ hususu Türkiye şartlarına çok uygun olmadı. Örgütün önceden silah bırakmış olması ve üçüncü gözün bulunmayışı, sürecin Türkiye’ye özel olduğunu gösteriyor. Baroların, STK’lerın ve toplumun üçüncü göz veya izleme kurulu olarak değil; hukuki ve demokratik siyasete yönelik yapılacak düzenlemelere destek ve katkı sunarak sürece dahil olması gerekir.”




