Ocaxê Bakê Alevi Kültür Derneği, 1937-1938 olaylarının yıl dönümünde devletten resmi özür, mezar yerlerinin açıklanması ve eşit yurttaşlık hakkı talep etti.
Dernek, Dersim Tertelesi’nin 88. yılında yayımladığı basın açıklamasında, katliamın yaralarının hâlâ kapanmadığını belirterek hakikat ve adalet çağrısında bulundu.
Seyîd Rıza, oğlu Reşik Ûşen ve arkadaşlarının idam edilişinin üzerinden 88 yıl geçtiğini vurgulayarak, “Evlâd-ı kerbelâ’yık; bî-hatayık; ayıptır, zulümdür, cinayettir” sözlerine atıfta bulundu.
Açıklamada, toplu mezarların açıkta durduğu, kayıp çocukların akıbetinin bilinmediği ve asimilasyon politikalarının devam ettiği belirtildi.
Devlete Yönelik Talepler
Dernek, toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşme ile mümkün olacağını savunarak şu talepleri sıraladı:
- Dersim halkından resmi özür dilenmesi
- “Dersim” adının iadesi
- Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması
- Alevi inancına ve Kürtçe’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılması
- Baraj ve maden projelerinin iptali
- Eşit yurttaşlık haklarının tanınması
Açıklamada, “Dêrsim coğrafyasında yüzlerce toplu mezar hâlâ açıkta duruyor; o kemikler hem devletin tarihsel sorumluluğunu hem de bu toplumun taşıdığı derin travmayı hatırlatıyor” denildi.
Ocaxê Bakê Alevi Kültür Derneği, halkların eşitliği, inanç özgürlüğü ve doğa hakkını savunan kurumlar olarak bu mücadelenin takipçisi olacaklarını ifade etti.
Dernek, tüm kesimleri “hakikatin etrafında birleşmeye” çağırdı.

Seyit Rıza’nın idamı
Şeyh Hasanlılar aşiretinden olan Seyit Rıza (Pir Seyit Rıza) Dersim Direnişi’nin lideridir. 1863’te Dersim’in Ovacık ilçesi Lirtik köyünde dünyaya geldi.
4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan askeri harekatın ardından “barış” görüşmeleri yapmak için çağrıldığı Erzincan’a giderken (5 Eylül 1937) yolda askerlerce alındı ve tutuklandı.
Seyit Rıza ile birlikte oğlu da dahil 72 daha tutuklandı. Tutuklananlar, hukuk kurallarından uzak, olağanüstü bir mahkemede yargılandılar. Dillerini bilmedikleri mahkemede savunma hakları olmadığı gibi itiraz hakları da yoktu. Davanın son duruşması ise kurallara aykırı olarak hafta sonu yapıldı ve idam kararı verildi.
15 Kasım 1937’de Seyit Rıza, Elazığ’daki Buğday Meydan’ında Usene Seydi, Fındık Ağa, Resik Usen (Seyit Rıza’nın oğlu), Aliye Mırze Sıli, Hesene İvraimi ve Hesen Ağa ile birlikte idam edildi.
İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında Seyit Rıza’nın idamını şöyle anlatıyor:
“Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. ‘Asacaksınız’ dedi ve bana döndü: ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’ Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ dedi… Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti.
‘Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.“




