• Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
Pazartesi, 12 Ekim, 2026
No Result
View All Result
İLETİŞİM
Çewlik.Net
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika
No Result
View All Result
Çewlik.Net
No Result
View All Result
Anasayfa Forum

Enerjinin Bedeli: İnsan Eliyle Bozulan Doğal Denge

by Emin Turhallı
15 Mayıs 2025
in Forum, Manşet, Yazarlar
0
Enerjinin Bedeli: İnsan Eliyle Bozulan Doğal Denge
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

Hiçbir enerji kaynağı masum değildir. İnsan eliyle doğanın döngüsüne müdahale edildiğinde, beraberinde mutlaka bir yan etki doğurur. Özellikle büyük ölçekli hidroelektrik santraller (HES) kurulduğunda, balıkların göç yolları kesilir, türler yok olur. Barajlarda su tutulduğunda barajın alt kısmı kurur, taşkın riski artar, yer altı suları çekilir ve bölgede yaşayan insanlar göç etmek zorunda kalır. Sulak alanlar, sazlıklar, balçık bölgeler yok olur; o alanlara bağlı ekosistem, bitki ve hayvan çeşitliliği tehlikeye girer.

Baraj suları tutulduğunda, barajın üst kısmındaki yerleşim yerleri zarar görür. Toprak su altında kalır, bitkiler çürüyerek metan gazı salar ve bu da sera gazı etkisini artırır. Tarihi kültürel miraslar, mezralar ve köyler su altında kaybolur. İklim değişikliği hızlanır; kar yağışı azalır ya da tamamen ortadan kalkar. Bu da bölgedeki albedo etkisini — yani karın güneş ışınlarını yansıtma kapasitesini — düşürür ve daha fazla güneş radyasyonu toprağa ulaşır. Yağış döngüsü bozulur; vadilerde yazın kavurucu sıcak, kışın ise kuru ayaz hâkim olur.

Nehir tipi HES’lerde ise su, dereden alınarak kilometrelerce uzaklara tünellerle ve borularla taşınır. Bu süreçte beton santrali kurulur, dinamit patlaması yapılır, ormanlar kesilir, toprak örtüsü yok edilir, kaya parçaları dere yataklarına yuvarlanır. Canlıların suya erişimi engellenir; vadideki ekotonlar, yani geçiş alanları yok olur. Örneğin Batman bantlı çöpçü balığı ve su samurları gibi türler HES tehdidi altındadır. Bu müdahaleler, doğanın kendi içindeki iletişim ve yaşam zincirini koparır. Zincirleme olarak kurulan HES ve barajlar, suyun başlangıç ve varış noktasına kadar bu etkiyi sürdürür. Su hakkı, hem insanlardan hem de diğer canlı türlerinden alınmış olur. Zincirleme HES’ler, zincirleme felakete zemin hazırlar.

Nükleer enerji ise bambaşka bir tehdittir. Normalde yüksek su ihtiyacı nedeniyle deniz kıyılarına kurulan santraller, deniz ekosistemini tehdit eder. Çalışma sırasında aşırı sıcak su deşarjı yapılır ve deniz canlılarının yaşam döngüsü bozulur. Bir deprem ya da savaş anında sızıntı veya patlama yaşandığında Çernobil ve Fukuşima gibi felaketler, insanlık tarihine kara leke olarak yazılmıştır. Nükleer atıklar yüzlerce yıl tehlike saçmaya devam eder ve güvenli bir şekilde bertaraf edilmesi neredeyse imkânsızdır.

Jeotermal enerji de her ne kadar temiz gösterilse de, aşırı su çekimi yer altında boşluklar oluşturarak depremleri tetikler. Geriye basılan sıcak su ise toprağı ve yer altı suyunu kirletir. Ayrıca asidik gazlar salarak çevreye zarar verir.

Güneş enerjisi, büyük çaplı meralara kurulduğunda doğal mera ve orman alanları yok edilir. Canlıların yaşam alanları ve bitkilerin oksijen üretim sahası kaybolur. Panellerin üretimi için topraklar kazılır, maden ocakları açılır ve bu süreç çevreye yeni zararlar verir. Çözüm; daha küçük çaplı, çatılarda ve uygun alanlarda kullanım olmalı; tüketim alışkanlıkları değişmeli, güneşin doğduğu ve battığı saatlere uygun yaşam modelleri benimsenmelidir.

Kömür ve termik santraller başlı başına bir felakettir. Çıkarıldığı bölgede coğrafyayı bozar, kaçak çalıştırılan işçiler göçüklerde can verir. Soma faciası hâlâ hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Toprak, hava ve su kirlenir. Yeşil alanlar kurur, meyve ağaçları zarar görür. Bölge halkı akciğer, kalp ve cilt hastalıklarıyla baş başa kalır. Şırnak (Silopi) örneği de hâlâ hafızalardadır.

Petrol ve doğalgaz da çıkarıldığı sahalarda ekosistemi tahrip eder. Petrol sızıntıları, okyanus ve denizlerde yıllarca süren felaketlere yol açar. Doğalgaz boru hatları yapılırken ormanlar kesilir, toprak örtüsü zarar görür. Her iki kaynak da karbon salınımını artırarak küresel ısınmayı hızlandırır.

Biyokütle ve biyogaz ise çoğu zaman masum gösterilse de, özellikle tarım arazilerinin bu amaçla kullanılması gıda üretiminin azalmasına ve toprak verimliliğinin bozulmasına yol açar. Yanma sonucu yine sera gazları salınır.

Orman tahribatı, enerji, kâğıt ve mobilya için yapılan kesimlerle oksijen kaybına, iklim değişikliğine ve biyolojik çeşitlilikte büyük kayıplara neden olur. Meşe ağaçları gibi bazı türler, arıcılık ve tohum taşıyıcıları için hayati önemdedir. Ormanını kaybeden uygarlıkların sonu, Paskalya Adası’nda olduğu gibi felaket olmuştur.

Rüzgâr enerjisi ise büyük çapta kurulduğunda, yol açımı için orman kesimi yapılır. Rüzgâr türbinlerinin çıkardığı ses, kuşların göç yollarını değiştirir ve çevredeki canlıları rahatsız eder. Türbin üretimi için gereken maden ocakları da doğayı bozar.

Peki, Çözüm Nedir?

Daha çok tasarruf, daha az israf. Güneş ışığından ve doğal döngülerden maksimum fayda sağlamak. Kentten kıra dengeli göç. Arıcılık, meyvecilik, dengeli hayvancılık ve doğaya uyumlu yaşam. Ağaç dikimi, bitki çeşitliliği, su kaynaklarının korunması, meraların sahiplenilmesi. Küçük ölçekli, doğal döngüyle uyumlu enerji üretimi. Japonya örneğinde olduğu gibi, ağaçları kökünden kesmeden dallandırmak.

Son Söz

Unutmayalım ki doğayı yok eden her uygarlık, kendi sonunu da hazırlamıştır. Bugün biz de doğanın döngüsünü yaşatmak için harekete geçmezsek, yarın nefes alacak bir ağaç, içecek temiz bir su, duyacak bir kuş sesi kalmayacak. Bu dünyayı torunlarımızdan ödünç aldığımızı hatırlayarak yaşamak zorundayız.

Tags: barajBiyogazBiyokütledoğalgazek dersEnerji KaynaklarıGüner Enerjisihayvan barınağıhidroelektrik santraliibrahim hacıosmanoğluKÖMÜRmaaşMetan GazıpetrolSINAVSüper Kupa 2025tarafsız sahatek maç elemetermik santralturgutluTurkcell Süper KupaUEFAyeni formatYUSUF TEKİN
Previous Post

Belucistan Bağımsızlığını İlan Etti: Belucistan Cumhuriyeti Kuruldu

Next Post

Türklük Sözleşmesi Nedir? Kavramın Anlamı ve Toplumsal Etkileri

Emin Turhallı

Emin Turhallı

Related Posts

Panoramayê Hewteyî: Se Bi Se Nê Bi!

by Mamoste Mursel
12 Ekim 2026
0

Çewlîg de çîko newe qewim ya. Aşkereyîyê çapî yê Bonglo/Solhan de Baroya Çewlîg ca girewto û serokê baro nişteyê aşkereyî...

İdris Baluken Frankfurt Kitap Fuarı’nda: “Sanat ve siyaset aynı özgürlük arayışının parçalarıdır”

by Haber Merkezi
11 Ekim 2026
0

Bingöllü siyasetçi ve yazar İdris Baluken, 78. Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı'nda cezaevinde kaleme aldığı "OKO" romanının sunumunu gerçekleştirdi. Edebiyatın fiziki...

Gar Katliamı 11’nci yılında | Bingöl Barosu: Cezasızlıkla mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz

by Haber Merkezi
10 Ekim 2026
0

Bingöl Barosu, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önünde düzenlenen "Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi"ne yönelik gerçekleştirilen terör saldırısının 11’inci...

Next Post
Türklük Sözleşmesi Nedir? Kavramın Anlamı ve Toplumsal Etkileri

Türklük Sözleşmesi Nedir? Kavramın Anlamı ve Toplumsal Etkileri

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

  • Panoramayê Hewteyî: Se Bi Se Nê Bi! 12 Ekim 2026
  • Turistik Doğu Ekspresi seferleri 21 Aralık’ta başlıyor 12 Ekim 2026
  • İdris Baluken Frankfurt Kitap Fuarı’nda: “Sanat ve siyaset aynı özgürlük arayışının parçalarıdır” 11 Ekim 2026

Son Yorumlar

  • Doğan Karasu yazdı: Bingöl Nüfusunun Konuşulan Dil Açısından Genel Analizi için Mehmet Seyitalioğlu
  • Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Hastanesi hasta kabulüne başladı için Çalan hül
  • Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Hastanesi hasta kabulüne başladı için Çalan hül
  • PTT Emekçilerinden Torba Yasa Öncesi Meclis’e Uyarı: “Haklarımız Kırmızı Çizgimizdir” için Nihat Oğur
  • Mürsel Bek’in ilk romanı çıktı: ‘Ömür Dediğimiz Dün – Bugün – Yarın’ için İdris Cebba
  • Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
İletişim: cewliknet@gmail.com

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

No Result
View All Result
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız