Türkiye’de 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlanırken, resmi veriler ve sendikal araştırmalar ülkedeki milyonlarca gencin istihdam, barınma, eğitimde fırsat eşitliği ve gelecek kaygısı gibi çok katmanlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ve araştırma merkezlerinin raporları, gençler arasındaki yapısal kırılganlığın ve mutsuzluğun kronikleştiğine işaret ediyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre genç işsizlik oranı yüzde 15,3 seviyelerinde seyrederken, sendikaların ve araştırma merkezlerinin verileri tablonun daha geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi (EMAR) tarafından hazırlanan “Türkiye’de Genç İstihdamı Raporu”, her 10 gençten 6’sının istihdam mekanizmalarına dahil olamadığını kaydediyor. Kayıt dışı çalışma oranlarının yüksek olduğu bu grupta, genç işçilerin sendikalılık oranı ise yalnızca yüzde 3,8’de kalıyor.
Bunun yanı sıra, “Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler” (NEET) olarak tanımlanan ve kamuoyunda “ev genci” olarak adlandırılan nüfus, toplam genç nüfusun yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Üniversite mezuniyetleri sonrası niteliklerine uygun iş bulamayan yüz binlerce genç, uzun süreli işsizlik sarmalına giriyor ya da düşük ücretli güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre ise son 10 yılda 4 binden fazla genç işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Ekonomik belirsizlikler, iş gücü piyasasındaki tıkanıklıklar ve gelecek kaygısı, gençlerin ruh sağlığı ve toplumsal aidiyet hissi üzerinde de baskı oluşturuyor.
Habitat Derneği’nin 2025 yılı verilerine göre, gençlerin yalnızca yüzde 45’i gelecekten umutlu olduğunu beyan ediyor. Araştırma, istihdam dışı kalma durumunun doğrudan “psikolojik kırılganlığı” tetiklediğini ortaya koyarken, gençlerin genel yaşam memnuniyeti oranının yüzde 54’e gerilediğini gösteriyor. Bu oran, 2017 yılındaki yüzde 71 seviyesiyle kıyaslandığında dramatik bir düşüşe işaret ediyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve adli istatistikler de bu psikolojik yükün ağır sonuçlarını doğruluyor. Verilere göre Türkiye’deki intihar vakalarının yüzde 13,7’sini 25-29 yaş, yüzde 13,1’ini ise 20-24 yaş aralığındaki genç yetişkinler oluşturuyor. Sibel Ünli, Resul Alan ve Enes Kara gibi üniversite öğrencilerinin geçmiş yıllarda kamuoyuna yansıyan ölümleri, bu yaş grubunun karşı karşıya kaldığı sosyal ve ekonomik baskıların boyutunu tartışmaya açmıştı.
Barınma krizi
Eğitim alanında yükseköğretime erişim oranları artsa da nitelikli eğitim olanaklarına ulaşımda eşitsizlikler sürüyor. Büyük şehirlere eğitim için giden öğrencilerin en büyük sorunu yetersiz yurt kapasiteleri ve yüksek kira fiyatlarının tetiklediği barınma krizi olarak öne çıkıyor. Pek çok öğrenci geçinebilmek için çalışmak zorunda kalırken, bu durum akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.
Kampüslerde ve sosyal alanlarda ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar ile adli/idari soruşturmalar da bir diğer baskı unsuru olarak nitelendiriliyor.
Ekonomik kısıtlar, gençlerin kültürel ve sosyal yaşama katılımını da doğrudan engelliyor. Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın (TOG) “Türkiye 100 Genç Olsaydı” raporu, gençlerin sosyal etkinliklerden ne denli yalıtıldığını somut verilerle sunuyor:
| Kültürel Etkinlik Türü | Son 3 Ayda Katılım Göstermeyen Gençlerin Oranı (%) |
| Tiyatro | 90 |
| Müze | 75 |
| Sinema | 62 |
| Konser | 51 |
| Herhangi bir kültürel aktiviteye katılmayanlar | 25 |
Uzmanlar; ekonomik krizle başlayan, barınma ve eğitim sorunlarıyla derinleşen bu çok katmanlı tablonun, gençliği sadece ekonomik alanda değil, sosyal ve siyasal alanlarda da dar bir çerçeveye sıkıştırdığı konusunda uyarıyor. Bu durumun, toplumun geleceğe dair umutlarını ve bağlarını zayıflatan yapısal bir risk barındırdığı ifade ediliyor.




