• Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
Pazartesi, 1 Haziran, 2026
No Result
View All Result
İLETİŞİM
Çewlik.Net
  • Bingöl Haber
  • Gündem
  • Ekonomi
  • Politika
  • Spor
  • Kadın
  • Yazarlar
  • Daha
    • Ekoloji
    • Kültür & Sanat
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
  • Bingöl Haber
  • Gündem
  • Ekonomi
  • Politika
  • Spor
  • Kadın
  • Yazarlar
  • Daha
    • Ekoloji
    • Kültür & Sanat
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
No Result
View All Result
Çewlik.Net
No Result
View All Result
Anasayfa Ekoloji

Kuşatılmış Doğa, Kuşatılmış Toplum

by Emin Turhallı
17 Ağustos 2025
in Ekoloji, Manşet, Yazarlar
0
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

Emin Turhallı


İnsan ile doğanın kaderi aynı noktada başladı ve aynı noktada devam ediyor.
Tarih boyunca kimi toplumlara “ilkel” dendi, ardından “geri kalmış”, “cahil”, “medeniyet görmemiş” damgaları vuruldu. Toplumlar sınıflara ayrıldı: köleler, işçiler, burjuvalar; sosyalist, komünist, kapitalist sistemler… Emek-sermaye çatışması, din temelli ayrımlar… Liste uzadıkça uzadı.

Taş, kimi yerde hançere, kimi yerde tüfeğe, kimi yerde kimyasal silaha dönüştü. Zıtlaşma ve alt etme kültürü hep canlı tutuldu; toplumlar sürekli yarıştırıldı. Önce toprak parçalandı, ardından ağaçlar kesildi. Doğal alanlar meraya, meralar tarlaya çevrildi. Toprak eziyet gördükçe, insan da eziyet görmeye başladı. Tarlaya çit çekildi, insana kelepçe takıldı. Hapishaneler yapıldı. Bir kere doğaya haksızlık edilmişti, insan bundan payını almayacak mıydı?

Kelepçe taktıranlar, hapishane yaptıranlar “baş” oldular. Suçlular hapsedildiğinde geriye kalanların huzur bulacağı söylendi. Bilim bile çoğu zaman bu mantığın yanında durdu; güçlünün safı hep güçlü kaldı.

Toplumlar, somut gerçeklerle değil, soyut kavramlarla yönetildi. Zamanla bu araçlar değişti: reklam, televizyon, spor, kumar, fakirlik, fuhuş, faşizm, siyaset… Amaç hep aynıydı: dikkat dağıtmak ve kontrolü elde tutmak.

Bir dönem toplulukları alt etmek için zehirli gazlar kullanıldı. Daha sonra aynı kimyasallar tarım verimi bahanesiyle toprağı, suyu, insanı zehirleyen kimyasallar devreye girdi. Termik santral mi, nükleer santral mi, fark etmedi. Birileri emretmişse mesele kapanıyordu. Fabrika bacaları zehir saçıyor, atıklar suyu kirletiyor, insanlar kanser oluyordu… Hiç önemi yoktu.

Mantık hep aynıydı: Toplumu kuşat, doğayı parçala, suyu kontrol et.
Kontrol edilemeyen insan düşman ilan edildi. Şirketler, doğanın her varlığına fiyat biçti; su, orman, dağ, maden… Hepsi bir “kaynak” olarak hedefe kondu.

Bugün geldiğimiz nokta açık: Toplum da doğa da kuşatma altında. İkisi de can çekişiyor. Sera gazı, iklim değişikliği, açlık, kuraklık, savaş… Bunlar buzdağının sadece görünen kısmı. Başımıza bunlar, bilmediğimizden değil; çok iyi bildiğimizden geldi.

Devletler ve Şirketler Arasındaki Sessiz Ortaklık

Bana göre bu düzenin iki “koruma alanı” var:
Birincisi, şirketlerin kendi varlığını ve zenginliğini koruma isteği.
İkincisi, devletlerin bu şirketlere duyduğu bağımlılık ve korku.

Her şirket kendi devletine “beni koruyamazsan, sen de yok olursun” diyor. Çünkü onlar için dünya bir dağ, bir maden, bir su kaynağı değil; kasaya girmemişse, altın, para, mal sayılmıyor. Devletler de buna inanıyor. Kör, sağır ve dilsiz bir düzen böyle dönüyor.

Bütün ulusların adalet sistemleri mal-mülk üzerine kurulu. Dağ yok olmuş, deniz kirlenmiş, ormanlar bitmiş… Hiç fark etmiyor. Yeter ki ekonomik çark dönsün. Bu nedenle Birleşmiş Milletler bile doğa için bağlayıcı kararlar alamıyor. Her ülke kendi dalını kesiyor.

Tarih Bize Ne Diyor?

Tarihte defalarca görüldü ki, kendi doğal varlıklarını yok eden uygarlıklar sonunda kendi sonunu da hazırladı. Sümerler, Mayalar, Vikingler… Hepsi ekolojik çöküşün kurbanı oldu.
Bugün Japonya, Almanya gibi ülkeler bu dersleri hatırlıyor. Japonya topraklarının %74’ünü ormanla kaplı tutmaya çalışıyor. Almanya mümkünse tek bir ağacı kesmemeye çabalıyor. Ama bu korumacılık, başka ülkelerin kaynaklarını tüketme pahasına sürüyor. Japonya kerestesini Avustralya’dan alıyor, Avustralya ormanları ise her yıl büyük yangınlarla yok oluyor.

ABD, yerli halk olan Kızılderililerin topraklarını yok ederek kendi “medeniyetini” kurdu. Şimdi ise kendi ülkesindeki doğal felaketleri yaşadıktan sonra gözünü dışarıdaki kaynaklara dikmiş durumda. Batıda HES’ler birer birer kapanırken, madenler sınırlanırken, Ortadoğu’Afrika ve Asya’da hâlâ “kalkınma” bahanesiyle yeni HES’ler, yeni madenler açılıyor.

Sarım Havzası: Direnişin Eşiğinde

Dünyadaki bu tablo, yerelde Sarım Havzası’nda birebir yaşanıyor. Yüzyıllar boyunca bu havza, iki değer üzerine yaşamını kurdu:

  • Doğayı kutsal görmek
  • Dayanışma kültürünü korumak ve geliştirmek

Bu sayede, çevredeki bölgeler kuraklık felaketleriyle boğuşurken Sarım Havzası suyu, toprağı ve insanıyla ayakta kaldı, komşularına destek oldu.

Bugün ise aynı havza maden ve HES kuşatması altında. Eğer bu mücadeleyi kaybedersek, sadece bir bölgeyi değil, bir yaşam biçimini kaybedeceğiz. Çünkü burada kaybolacak olan sadece su değil, doğayla uyumlu yaşamanın bin yıllık hafızasıdır.

Son söz: Dünyadaki tüm canlılar şu an küresel bir tehlike altında. İklim felaketi hepimizi yok oluşa sürüklemeden önce “acil fren” yapmak zorundayız. Doğa, zenginin kasasındaki maldan çok daha kıymetlidir. Bu gerçeği unutan her uygarlık gibi biz de kendi sonumuza yürürüz.
Ve unutmayalım: Doğayı kuşatan, sonunda kendini kuşatır.

Tags: çevre mücadelesidevletDoğaDoğadoğa talanıedimin ifasına fesat karıştırmaelektrik kesintisi duyurusuemekEngin Güzelgram altınhavahava sıcaklığıHayko BağdatHeval Savaş Kayaifadeye çağrıldıihaleye fesat karıştırmaikinci ligmaaşsarım havzasısermayeSINAVŞİRKETSMS Kampanyasısutalantoplumtoprak
Previous Post

Jose Mourinho’dan Göztepe Maçı Değerlendirmesi: “Oyun Kurulumunda Zorlanmadık”

Next Post

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu İstanbul’da Toplantı Gerçekleştirdi

Emin Turhallı

Emin Turhallı

Related Posts

Muş Varto'da doğa nöbeti 29'uncu gününde: Köylüler JES projesine neden karşı çıkıyor?

Muş Varto’da doğa nöbeti 29’uncu gününde: Köylüler JES projesine neden karşı çıkıyor?

by Haber Merkezi
31 Mayıs 2026
0

Muş’un Varto ilçesine bağlı Xwarik köyünde yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı bölge halkının başlattığı çadır nöbeti 29....

Bayramda ulaşım desteği: Bingöl'de iki gün, Genç'te üç gün ücretsiz olacak

Bayramda ulaşım desteği: Bingöl’de iki gün, Genç’te üç gün ücretsiz olacak

by Haber Merkezi
26 Mayıs 2026
0

Bingöl genelinde Kurban Bayramı için geri sayım sürerken yerel yönetimlerden de ulaşım müjdeleri geldi. Bingöl Belediyesi ve Genç Belediyesi tarafından...

Şerr û Cûyayê Rojhilata Mîyanteyîn

by Mamoste Mursel
25 Mayıs 2026
0

Şerr û perûdayîşê cûgehî bedilyayo. Sey verî hemin devletî rêki ra nêkewenê perûdayîş. Ma vaco sey şerrê cugehî yo yewin...

Next Post
Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu İstanbul’da Toplantı Gerçekleştirdi

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu İstanbul’da Toplantı Gerçekleştirdi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Son Yazılar

  • Elazığ’da uzman çavuş bir kadını ateşli silahla katletti 31 Mayıs 2026
  • Muş Varto’da doğa nöbeti 29’uncu gününde: Köylüler JES projesine neden karşı çıkıyor? 31 Mayıs 2026
  • Bingöl Esnaf Odası’nda yarım asırlık dönem kapandı: Yeni başkan Mesut Kurtaran oldu 31 Mayıs 2026

Son Yorumlar

  • Ankara’da Bingöllü Bir Doktor: Prof. Dr. Mehmet Ali Çaparlar Hastalara Umut Oluyor için Esra Okay
  • Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
İletişim: cewliknet@gmail.com

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

No Result
View All Result
  • Bingöl Haber
  • Gündem
  • Ekonomi
  • Politika
  • Spor
  • Kadın
  • Yazarlar
  • Daha
    • Ekoloji
    • Kültür & Sanat
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız