• Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
Perşembe, 8 Ekim, 2026
No Result
View All Result
İLETİŞİM
Çewlik.Net
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika
No Result
View All Result
Çewlik.Net
No Result
View All Result
Anasayfa Manşet Ana Manşet

Şiddeti değil insanı büyüten bir eğitim mümkün

by Mucahit Kaya
17 Nisan 2026
in Ana Manşet, Forum, Yazarlar
0
Şiddeti değil insanı büyüten bir eğitim mümkün
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

Mucahit Kaya


Eğitim, yalnızca bilgi aktarmanın değil, insan hayatını korumanın ve geleceği inşa etmenin en temel alanıdır. Ancak son yıllarda hem ülkemizde hem de dünyada yaşanan okul temelli şiddet olayları, bu temel gerçeği sarsıcı biçimde yeniden hatırlatıyor. Maraş’ta ve Siverek’te yaşanan acı olaylar ile farklı coğrafyalarda öğrenci ve öğretmenleri hedef alan silahlı saldırılar, artık münferit hadiseler olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır ve düşündürücüdür.

(Bugün şiddetin yalnızca yerel değil, küresel ölçekte de giderek görünür hale geldiğini göz ardı edemeyiz. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, büyük güçler arasındaki çatışmalar ve uzun süreli krizler, şiddeti adeta sıradanlaştırmakta ve meşrulaştırmaktadır. Küresel ölçekte süregelen gerilimler ve savaş ortamı; özellikle medya aracılığıyla çocukların ve gençlerin gündelik hayatına taşınmakta, bu da şiddetin bir çözüm yolu olarak algılanma riskini artırmaktadır. Sürekli çatışma, savaş ve güç mücadelesi görüntülerine maruz kalan bireyler, zamanla bu dili içselleştirebilmekte ve şiddeti olağan bir davranış biçimi olarak görebilmektedir. Bu nedenle eğitim sistemini konuşurken, çocukların içinde büyüdüğü küresel iklimi de dikkate almak zorundayız.)

Bir eğitimci olarak 23 yıllık meslek hayatımda şunu çok net gördüm: Okul, toplumun aynasıdır. Okulda artan şiddet, yalnızca bireysel öfkenin değil; ihmal edilmiş sosyal politikaların, derinleşen eşitsizliklerin ve giderek zayıflayan toplumsal bağların bir sonucudur. Bu nedenle yaşanan her olay, yalnızca bir “güvenlik zafiyeti” olarak değil, çok boyutlu bir toplumsal kırılma olarak ele alınmalıdır.

Ekonomik göstergeler ile eğitim çıktıları arasındaki ilişki, sosyal bilimler literatüründe güçlü biçimde ortaya konmuştur. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, yalnızca hane halkının maddi olanaklarını değil; öğrencilerin akademik başarı düzeylerini, okula devam oranlarını ve eğitimle kurdukları bağı doğrudan etkilemektedir. Düşük sosyoekonomik koşullarda büyüyen çocukların eğitim kaynaklarına erişimi sınırlanmakta, bu durum öğrenme fırsatlarında belirgin farklılıklara yol açmaktadır.

Benzer şekilde, hukuk devleti ilkesine duyulan güven ve adalet algısı da bireylerin toplumsal aidiyet duygusu üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Adalet duygusunun zayıfladığı toplumlarda bireylerin kurumsal yapılara olan güveninin azaldığı, bunun da sosyal uyum ve katılım düzeylerini olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bu bağlamda adalet, yalnızca yargı süreçleriyle sınırlı bir kavram değil; bireylerin gündelik yaşam deneyimleri içinde somut olarak hissedilen bir toplumsal düzen unsurudur.

Bireysel silahlanmanın yaygınlaştığı, şiddetin medya ve özellikle mafya temalı içeriklerle normalleştirildiği bir ortamda, çocukların şiddeti bir çözüm yolu olarak görmesi şaşırtıcı değildir. Bu nedenle meseleye yalnızca güvenlikçi reflekslerle değil, kültürel ve sosyal boyutlarıyla birlikte yaklaşmak zorundayız.

Bu noktada en temel sorumluluklardan biri de çocuklara sevgi temelli bir yaşam anlayışı kazandırmaktır. Bir çocuğun insanı, doğayı ve hayvanı sevmesi; empati kurabilen, merhametli ve sorumluluk sahibi bir birey olarak yetişmesinin temelini oluşturur. Sevgi, yalnızca duygusal bir değer değil; aynı zamanda şiddetin panzehiridir. Bu değerlerin kazandırılmasında ise en büyük rol ebeveynlere düşmektedir. Çocuk, ilk öğrenmelerini aile içinde gerçekleştirir; doğaya nasıl davranacağını, bir canlıya nasıl yaklaşacağını, farklılıklara nasıl saygı göstereceğini öncelikle evde gözlemleyerek öğrenir. Bu nedenle ebeveynlerin tutumu, kullandıkları dil ve sergiledikleri davranışlar belirleyicidir. Sevgiyle büyüyen bir çocuk, şiddete değil yaşama yakın durur.

Bugün yapılması gereken, sonuçlar üzerinden değil süreçler üzerinden düşünmektir. Şiddet ortaya çıktıktan sonra alınan önlemler, çoğu zaman geç kalınmış müdahalelerdir. Asıl ihtiyaç, şiddeti doğuran koşulları ortadan kaldıracak yapısal dönüşümlerdir.

Eğitim sisteminin bu dönüşümde merkezi bir rolü vardır. Öncelikle bilimsel eğitim araçlarının yaygınlaştırılması ve eğitim süreçlerinin veri temelli, pedagojik ilkeler doğrultusunda yeniden kurgulanması gerekmektedir. Öz saygı, yaşam hakkı, demokrasi ve insan hakları gibi temel değerler, yalnızca teorik başlıklar olarak değil; tüm eğitim kademelerinde uygulamalı biçimde öğretilmelidir.

Her çocuğun biricik olduğu gerçeğinden hareketle bireysel eğitim modelleri güçlendirilmeli; erken yaşlardan itibaren psikolog ve rehberlik hizmetleri eşliğinde tanı, teşhis ve önleyici tedbir mekanizmaları etkin hale getirilmelidir. Bu sürecin ayrılmaz bir parçası olarak veli ve ebeveyn eğitimleri de sistematik biçimde ele alınmalıdır. Çünkü çocuk, yalnızca okulda değil; evde ve toplumda da şekillenir.

Diğer yandan eğitimde kalıcı iyileşme, öğretmenin güçlendirilmesinden bağımsız düşünülemez. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yeniden ele alınması, öğretmenlerin mesleki itibarının iade edilmesi ve aynı işi yapan eğitim emekçilerinin farklı statü ve ücretlerle kategorize edilmesinden vazgeçilmesi gerekmektedir. Başöğretmen, uzman öğretmen ya da ücretli öğretmen ayrımları, okul içi barışı zedeleyen unsurlar haline gelmemelidir. Eşit işe eşit ücret ilkesi, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda etik bir zorunluluktur.

Yeterli sayıda öğretmen atamasının yapılmaması, mevcut öğretmenlerin iş yükünü artırmakta ve eğitim kalitesini doğrudan etkilemektedir. Eğitim emekçilerinin insani bir yaşam standardına kavuşturulması, onların mesleklerine daha güçlü bağlanmalarını sağlayacaktır.

Eğitim sisteminin yapısal sorunları arasında zorunlu eğitim süresinin niteliği de yeniden tartışılmalıdır. 12 yıllık zorunlu eğitimin pedagojik ve bilimsel temeller ışığında yeniden düzenlenmesi, öğrencilerin gelişim özelliklerine uygun esnek modellerin geliştirilmesi önemlidir. Aynı şekilde dinsel, mezhepsel, cinsiyet temelli ve kültürel farklılıkların dikkate alındığı kapsayıcı bir eğitim anlayışı benimsenmelidir.

Okulların yönetim yapısı da bu dönüşümün önemli bir parçasıdır. Demokratik okul yönetimi anlayışı, öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin karar süreçlerine katılımını güçlendirmelidir. Bu yaklaşım, okul içi barışı ve aidiyet duygusunu besleyecektir.

Son olarak, eğitim politikalarının merkezine başarıyı değil öğrenmeyi koymak zorundayız. Sınav odaklı, rekabetçi ve dışlayıcı sistemler; çocukların potansiyelini açığa çıkarmak yerine onları baskı altına almaktadır. Oysa gerçek eğitim, bireyin kendini gerçekleştirmesine alan açan bir süreçtir.

Unutulmamalıdır ki her kaybedilen çocuk, aslında kaybedilen bir gelecektir. Maraş’ta, Siverek’te ve dünyanın başka yerlerinde yaşanan her acı, ortak vicdanımızda derin bir iz bırakmaktadır. Her saldırı, yalnızca bir okulu değil; toplumun vicdanını hedef alır. Bu nedenle sessiz kalmak değil, sorumluluk almak zorundayız.

Daha güvenli, daha adil ve daha insani bir eğitim sistemi mümkün. Bu, ancak süreçleri doğru analiz eden, bilimsel temellere dayanan ve insanı merkeze alan politikalarla gerçekleştirilebilir. Eğitimciler olarak bizler, yalnızca ders anlatan değil; hayatı savunan insanlarız. Ve hayatı savunmak, her koşulda şiddetin karşısında durmayı gerektirir.

Böylesi acıların bir daha yaşanmadığı, öğretmenlerin ve öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri, velilerin çocuklarını hiçbir endişe duymadan okullara gönderdiği günlerin en kısa sürede gelmesini temenni ediyor; yaralılara acil şifalar, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Tags: EĞİTİMmaraşşiddetsiverek
Previous Post

TMMOB Bingöl: Bilimden uzak bir eğitim sistemi, geleceksiz bırakılmış kuşaklar yaratır

Next Post

12 Bingölspor’dan anlamlı karar: Şampiyonluk kutlamaları ‘okul saldırıları’ nedeniyle iptal edildi

Mucahit Kaya

Mucahit Kaya

Related Posts

Bingöl Barosu yönetimi belli oldu

Bingöl Barosu yönetimi belli oldu

by Haber Merkezi
7 Ekim 2026
0

Bingöl Barosu’nda yapılan seçimlerin ardından mazbatasını alarak resmi olarak göreve başlayan yeni yönetim kurulu, ilk toplantısını yaptı. Baro Başkanı Avukat...

Şehir büyürken toplum küçülebilir mi?

Şehir büyürken toplum küçülebilir mi?

by Kendal Anuk
6 Ekim 2026
0

Bir ülkenin geliştiğini anlamak için yalnızca kaç kilometre yol yaptığını, kaç bina diktiğini, kaç AVM açtığını ya da gökyüzünü kaç...

Se bi se nê bi!

Se bi se nê bi!

by Mamoste Mursel
5 Ekim 2026
0

Çewlîg De Cezayî Varê! Çewlig de no hewte, ezmon ra varan/Şilî vara; dewlet ra zî cezayî warê. Cezaya citayî? Kamî...

Next Post
12 Bingölspor'dan anlamlı karar: Şampiyonluk kutlamaları 'okul saldırıları' nedeniyle iptal edildi

12 Bingölspor'dan anlamlı karar: Şampiyonluk kutlamaları 'okul saldırıları' nedeniyle iptal edildi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

  • Gençlerbirliği-Amedspor maçı öncesi ırkçı paylaşım 8 Ekim 2026
  • İlyas Akman, dünyada ilk Zazakî profesörü oldu 8 Ekim 2026
  • BİNTSO’da yeni yönetim belirlendi: Kadir Çintay yeniden başkan seçildi 8 Ekim 2026

Son Yorumlar

  • Doğan Karasu yazdı: Bingöl Nüfusunun Konuşulan Dil Açısından Genel Analizi için Mehmet Seyitalioğlu
  • Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Hastanesi hasta kabulüne başladı için Çalan hül
  • Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Hastanesi hasta kabulüne başladı için Çalan hül
  • PTT Emekçilerinden Torba Yasa Öncesi Meclis’e Uyarı: “Haklarımız Kırmızı Çizgimizdir” için Nihat Oğur
  • Mürsel Bek’in ilk romanı çıktı: ‘Ömür Dediğimiz Dün – Bugün – Yarın’ için İdris Cebba
  • Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
İletişim: cewliknet@gmail.com

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

No Result
View All Result
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız