Dünya genelinde “8 saatlik iş günü” mücadelesiyle sembolleşen 1 Mayıs, Kürtler için çok daha katmanlı bir anlama sahip. Sınıfsal sömürü, kimlik üzerindeki baskılar ve güvenlik ablukası altında kutlanan 1 Mayıs, Kürt emeği için bir bayramdan ziyade bir “varlık beyanı” niteliği taşıyor.
1 Mayıs’ın hikayesi, 19. yüzyılın vahşi sanayi koşullarında, işçilerin “insanca yaşama” talebiyle başladı. 1884 yılında Amerikan İşçi Federasyonu’nun (AFL) aldığı kararla, 1 Mayıs 1886 günü “8 saatlik iş günü” için milat ilan edildi. Chicago’da Haymarket (Samanpazarı) Meydanı’nda yaşanan trajik olaylar ve sonrasındaki idamlar, bu tarihi dünya işçi sınıfı için bir direniş sembolü haline getirdi. 1889’da Paris’te toplanan II. Enternasyonal’de alınan kararla 1 Mayıs, “Uluslararası İşçi Birliği, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak tüm dünyaya yayıldı.
Ancak Türkiye’de 1 Mayıs, sadece küresel bir geleneğin takibi değil; mevsimlik tarım yollarından inşaat iskelelerine kadar uzanan, sınıf ve kimliğin iç içe geçtiği derin bir hak mücadelesi. Özellikle Kürt işçiler için bu tarih, ekonomik taleplerin siyasal hak arayışlarıyla en sert şekilde düğümlendiği günü temsil ediyor.
Kürt İşçiler İçin 1 Mayıs
Kürt işçiler için 1 Mayıs, sınıfsal sömürünün yanı sıra ulusal kimlik üzerindeki baskıların da dile getirildiği bir tarih. Hak savunucuları ve sosyologlar, bu durumu “çifte sömürü” olarak tanımlıyor. Kürt emeği, Türkiye’nin en güvencesiz, en riskli ve sendikalaşma oranının en düşük olduğu iş kollarında yoğunlaşmış durumda.
İSİG Verileriyle İş Cinayetleri ve Etnik Dağılım
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin raporları, bu tabloyu somut rakamlarla ortaya koyuyor. Türkiye’de her yıl ortalama 2 bine yakın işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybederken, inşaat ve mevsimlik tarım gibi Kürt işçilerin en yoğun çalıştığı sektörler ölüm listesinin başında yer alıyor.
İSİG’in son yıllık verilerine göre, Türkiye’de iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin yaklaşık %18’i inşaat, %15’i ise tarım/orman iş kolunda gerçekleşti. Bu iki sektör, Kürt işçilerin istihdam hiyerarşisinde en alt basamaklarda, hiçbir sosyal güvence olmaksızın yoğunlaştığı alanlar olarak öne çıkıyor. Raporda vurgulanan “çalışırken ölme” gerçeği, Kürt illerinden batıya göç eden işçiler için bir istatistik değil, gündelik bir risk halini almış durumda.
Bununla beraber her yıl yaklaşık 1 milyon insanın katıldığı mevsimlik tarım göçünde hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğu yine Kürt illerinden gelen işçiler. Sadece 2023 yılında en az 54 çocuk işçi hayatını kaybetti. İSİG raporlarına göre bu çocukların önemli bir kısmının tarlalarda çalışmak zorunda kalan Kürt ailelerin çocukları ve eğitimden eğitimden koparılarak güvencesizliğe itiliyor.
İHD raporları ise sadece ekonomik sömürüyü değil, çalışma sahalarında Kürt işçilere yönelik nefret söylemlerini de belgeliyor. Sakarya, Afyon ve Yozgat gibi illerde yaşanan linç girişimleri, Kürt işçilerin sadece “işçi” oldukları için değil, “Kürt” oldukları için de hedef alındığını gösteriyor. Bu durum, 1 Mayıs’ın Kürt emeği için aynı zamanda bir “yaşam hakkı ve güvenlik” talebi olduğunu gösteriyor.
‘Bölgesel Baskı’ ve Hak İhlalleri
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporlarına göre 1 Mayıs kutlamaları Kürt illerinde çok daha ağır bir “güvenlik ablukası” altında geçiyor. Türkiye’nin batısında ağırlıkla ekonomik temelli kutlanan 1 Mayıs, Kürt illerinde doğrudan bir “insan hakları” tartışmasına dönüşüyor.
İHD’nin 2024 yılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü” gözlemlerine göre; Diyarbakır, Van ve Hakkari gibi illerde valiliklerin aldığı “eylem yasakları” Türkiye’nin batısındaki illere göre çok daha uzun süreli ve sürekli halde. 1 Mayıs haftasında ilan edilen bu yasaklar, anayasal bir hak olan gösteri yürüyüşünü bölgede fiilen imkansız hale getiriyor.
Yine TİHV verileri, 1 Mayıs kutlamalarında gözaltına alınan kişilerin maruz kaldığı suçlamaların bölgesel farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor. Kürt illerinde eylemciler Kürtçe pankartlar taşımak, sarı-kırmızı-yeşil renkli flamalar kullanmak veya barış vurgulu söylemlerde bulunmak nedeniyle sıklıkla “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla karşı karşıya kalıyor. TİHV’e göre bu durum, sendikal bir hak arayışının dahi bölgede güvenlik eksenli bir suçlama konusuna dönüştürüldüğünü kanıtlıyor.
İHD verilerine göre ise, 1 Mayıs kutlamaları öncesinde yapılan ev baskınları ve kutlama sırasındaki sert müdahaleler, Kürt işçilerin ve halkın demokratik taleplerini dile getirmesini engellemeyi amaçlıyor.
Sınıf ve Kimlik
Bugün 1 Mayıs, küresel düzeyde 8 saatlik iş günü standardının sembolü olarak kabul edilse de; İSİG, İHD ve TİHV gibi kurumların güncel raporları, Türkiye’nin bu bölgesindeki işçiler için sürecin farklı işlediğini gösteriyor. Raporlardaki veriler; asgari ücretin altındaki ödemeleri, sigortasız istihdamı, mevsimlik tarım yollarındaki can kayıplarını ve toplantı özgürlüğü üzerindeki idari kısıtlamaları, çözüm bekleyen temel başlıklar olarak sıralıyor.
İstatistiki veriler ve saha gözlemleri, 1 Mayıs’ın bu coğrafyada sadece bir takvim günü değil, çalışma yaşamındaki mevcut standartlar ile sahadaki pratik arasındaki uçurumun yıllık muhasebe alanı olduğunu kanıtlıyor.
Kaynakça:
İSİG Meclisi (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi) 2023-2024 İş Cinayetleri ve Çocuk İşçilik Raporları.
İHD (İnsan Hakları Derneği) Yıllık Türkiye Hak İhlalleri ve Bölge Gözlem Raporları.
TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) Dokümantasyon Merkezi Verileri.
Aziz Çelik, “1 Mayıs’ın kökeni üzerine: Bir ‘yanlış’tan bir gelenek doğdu”, Emek ve Toplum.
Baran, M. “Mevsimlik Tarımda Kürt İşçiliği ve Ayrımcılık Üzerine Sosyolojik Bir Analiz”.



