Gazeteci ve yazar Ahmet Güneş’in yeni romanı “İnsan İnsanın Pavyonudur”, Dipnot Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Küçük bir taşra kasabasından Ankara’nın tekinsiz sokaklarına uzanan eser, kaçış, kimlik arayışı ve büyük kentin yutuculuğunu sarsıcı bir dille merkezine alıyor.
Güneş, ikinci romanı “İnsan İnsanın Pavyonudur” ile okurlarını küçük bir kasabadaki atari salonundan başlayıp Ankara’nın arka sokaklarında derinleşen sürükleyici bir anlatının içine çekiyor.
Bingöl ve bölge kentlerinde de sıkça hissedilen taşranın daralmışlık hissiyatı ile gençlerin metropollerde verdiği var olma mücadelesi, eserin temel arka planını oluşturuyor.
Çinçin’de yeni bir kimlik arayışı
Romanın odağında, ergenlik çağındaki ana karakter Derman yer alıyor. Yaşadığı evden kaçan Derman’ın yolculuğu, geçici pansiyonlardan pavyon ışıklarının gölgesine kadar uzanıyor. Kendisini kısa süre sonra “mahallem, barınağım” sözleriyle tanımlayacağı Ankara’nın Çinçin semtinde bulan Derman, burada suçun, şiddetin, dolandırıcılığın ve istismarın gündelikleştiği sert bir gerçeklikle yüzleşiyor.
Büyük kentin karmaşasında kaybolma tehlikesiyle baş etmeye çalışan genç karakter, bir yandan da kendine yeni bir kimlik inşa etme çabası veriyor. Bu zorlu süreçte yolu, onun için bir tür kalkan işlevi gören “kurtarıcı” Yakup Dayı ile kesişiyor.
“Ankara’nın boğazına yumruk olma” arzusu
Tanıtım metninde Derman’ın iç dünyası, kentin kendisini yutmasına izin vermeme ve “Ankara’nın boğazına yumruk olma” iradesi üzerinden aktarılıyor. Roman, yalnızca genç bir karakterin savruluşunu değil, aynı zamanda yetişkinler dünyasıyla kurduğu mesafeli ve gerilimli ilişkileri de gözler önüne seriyor.
Derman’ın bu aykırı dünyada kendi hikayesinin öznesi olup olamayacağı ve evden kaçışının gerçek bir özgürleşmeye dönüşüp dönüşmeyeceği sorularına yanıt arayan Ahmet Güneş; öfke, umutsuzluk, yalnızlık ve sıkışmışlık duygularını anlattığı evrenle uyumlu, sert ve dinamik bir dille okura aktarıyor.
Bir Çinçin romanı
“Evini kim sever ki. İnsan sık sık başka evlere gitmeli. Bir evde kalmak sapıklıktır.”
“Burası Çinçin, yeğenim. Burayı bilmiyorsun. Nereden kaçtıysan oraya dön.”
“(…) karadeliğe gitmektense her şeyin uluorta yaşandığı Çinçin’e dönmeye karar verdim.”
“Ankara’nın boğazına yumruk olacam. Ankara beni yutmayacak, yutamayacak. Yutsa midesini parçalayıp kıçından çıkarım.”
“Çok geç olmadan bu âlemde parlamalıyım… Kaçtığın gibi dönmek olmaz, madara olur insan…”
“Bu kadınlar, burada birer tabancaydı. Dokunsan vurulurdun.”




