• Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
Pazar, 13 Eylül, 2026
No Result
View All Result
İLETİŞİM
Çewlik.Net
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
      • Politika
    • Sağlık
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
      • Politika
    • Sağlık
No Result
View All Result
Çewlik.Net
No Result
View All Result
Anasayfa Manşet Ana Manşet

Şehre bir film geldi

by Haber Merkezi
13 Eylül 2026
in Ana Manşet, Kültür & Sanat
0
Şehre bir film geldi
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

Roza Alkan


William Saroyan’ın Pazar Zeplini adlı hikayesinde kilisenin papazı,

“ Sinemaya niçin gitmemeliyiz?” diye sorar.

Kasaba küçük, yaşam tekdüze, çocuklar gitme ve özgür olma düşü kurar. Alışagelmiş düzenin hoş görebileceği bir şey değildir düşler. Küçük yerlerde yol herkesin görebileceği bir yerdedir. Farklı bir patika açan, başka bir yol bulup yürümek isteyenlere pek iyi gözle bakılmaz. Bunu iyi bildiği için de,

“Sinemaya gitmemeliyiz; çünkü insan sinemaya gidince yaşadığı kasabayı sevmez oluyor, alıp başını gitmek istiyor buralardan.” der küçük çocuk.

Tam da papazın duymak istediği cevaptır bu. Çocuk da zaten bu yüzden verir bu cevabı. Ama aynı zamanda sinemanın ne olduğunu da açık eden bir cevaptır.

“Belki şehre bir film gelir” der Kemal Burkay Gülümse isimli şiirinde. Papaza rağmen çocukların da kendi dünyasını inşa edebileceğini fısıldar bize.

Yaşadığımız şehrin de hikâyelere, filmlere konu olan sıkıcı kasabalardan pek bir farkı yok aslında. Halka sosyal ve kültürel hizmet de vermesi gereken yerel yönetimlerin pek de umurunda değiliz. En temel hizmetlerden biri olan ulaşım hizmetine bile ulaşamadığımız bir yerde yerel yönetimden kültür ve sanat hizmeti beklemek safça. Ama bütün kültürel kuraklığa rağmen ısrarla hem kendini hem bulunduğu yeri yeşertmeye çalışan insanlar da var. Gördükçe umudum da direncim de artıyor. Bingöl Sinema Topluluğu misal. Bir arkadaşım sayesinde haberdar oldum. Her hafta bir araya gelen topluluk oldukça etkileyici filmler gösteriyor. Her yaştan ve her kesimden müdavimleri var. Ve asıl hayran kaldığım kısım, filmden sonra yapılan sohbetler. Asla pasif izleyici değil gelenler. Herkes kendi birikimini, bakışını, itirazını katıyor. Daha önce bakmayı akıl etmediğim birçok perspektiften ele alınıyor film ve oradan her seferinde  oldukça zengin bir seyir deneyimiyle dönüyorum evime.

Yaz tatilinde ara verdikleri gösterime bu ay itibariyle tekrar başlayacaklar. Ben de bu vesileyle merak ettiğim birkaç hususu topluluğun kurucuları Sümeyya, Hakan, Mahsun, Nevzat ve Turgut’a sordum. İlgileri ve samimiyetleri için teşekkür ederim.

Bir araya nasıl geldiğinizi ve bu topluluk fikrinin nasıl doğduğunu merak ediyorum.  

    Bingöl Sinema Topluluğu olarak bir araya gelişimizin geçmişi bundan yaklaşık bir yıl öncesine dayansa da topluluğun daha sistemli ve kurumsal bir yapı içerisinde faaliyet göstermeye başlaması yaklaşık bir yıllık bir geçmişe sahiptir. Bununla birlikte, topluluğun niteliğini belirleyen asıl unsur, yalnızca taşıdığı isim ya da kurumsal varlığı değil, hangi amaç ve saiklerle bir araya geldiğini ortaya koyan faaliyet anlayışıdır. Bu anlayışın en somut göstergelerinden biri, topluluğun yürüttüğü faaliyetlerin temelini oluşturan ve bütün çalışmalarına kavramsal bir çerçeve sunan “Bağımsız Yönetmen” üst başlığıdır. Film tanıtımları, film gösterimleri ve film analizleri bu kavramsal çerçeve doğrultusunda hem sözlü hem de yazılı olarak gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla seçilen filmler, yalnızca sinematografik özellikleri bakımından ele alınmamakta; filmin konusu ve anlatı dünyasının imkân verdiği ölçüde farklı disiplinlerle ilişkisi içerisinde de değerlendirilmektedir. Bu kapsamda filmler; teknik ve estetik özelliklerinin yanı sıra kimi zaman felsefi, kimi zaman sosyolojik ve mitolojik; kimi zaman ise dinî, politik ve tarihsel boyutları üzerinden tartışmaya açılmaktadır. Ancak bu tartışmaların belirleyici özelliği, tek yönlü bir anlatım ya da uzman merkezli bir değerlendirme biçiminden ziyade, katılımcı ve çoğulcu bir yorumlama pratiğine dayanmasıdır.

    Filmler, her katılımcının düşüncesini ve yorumunu önemseyen bir anlayışla, yuvarlak masa etrafında gerçekleştirilen ortak tartışmalar aracılığıyla birlikte değerlendirilmektedir. Bu yönüyle Bingöl Sinema Topluluğu, yalnızca film izlenen bir oluşum olmanın ötesinde, sinemayı farklı düşünsel alanlarla ilişkilendiren ve katılımcıların birlikte düşünmesine imkân sağlayan bir tartışma ve paylaşım alanı oluşturmayı amaçlamaktadır.

    Kültürel faaliyet alanında maalesef çok çorak bir yer şehrimiz. Yılda bir; bir konsere, tiyatro oyununa veya edebi bir faaliyete ancak denk gelebiliyoruz. İlk sinema salonu 2005 yılında açıldı ve genellikle iyi gişe yapan, popüler filmler oynar. Böyle bir ortamda sanat tutkunuzu nasıl canlı tutabiliyorsunuz?

      Söylediklerinize katılmakla birlikte, son yıllarda birçok bağımsız girişimci ile kurumsal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşunun gerçekleştirdiği kültürel ve sanatsal etkinliklerin hakkını teslim etmek ve bu vesileyle kendilerine teşekkür etmek gerekir. Dolayısıyla Bingöl’de kültür ve sanat alanında hiçbir faaliyetin yürütülmediğini söylemek doğru olmayacaktır. Bununla birlikte, bu çalışmaların yoğunluğu, sürekliliği ve daha sistemli bir biçimde ilerleyişi bakımından yerelde yürütülen faaliyetlerin henüz istenilen düzeyde olmadığı yönündeki tespitinizin de haklı bir karşılığı olduğunu düşünüyoruz.  Aslında bize daha fazla iştiyak ve motivasyon kazandıran temel gerekçenin de büyük ölçüde bu kaygıdan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bingöl gibi şehirleşme sürecini hem sosyolojik hem de altyapısal açıdan tamamlamakta gecikmiş bir coğrafyada, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin hâlâ birçok insanın gözünde bir ihtiyaçtan ziyade lüks ya da boş zaman etkinliği olarak değerlendirilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.

      Oysa biz tam da bu noktadan hareket ediyoruz. Sinemayı bir araç olarak kullanarak, herkese açık ve kurumsal bir çatı altında; düşünmenin, sorgulamanın, tartışmanın ve eleştirel bir değerlendirme pratiği geliştirmenin ortak zeminini birlikte inşa etmeyi amaçlıyoruz. Çünkü sanatın yalnızca bireysel bir haz ya da boş zaman etkinliği olmadığını; aynı zamanda bireyin dünyayla, toplumla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürebilecek önemli bir imkân sunduğunu düşünüyoruz.

      Her hafta gerçekleştirdiğimiz çalışmalar aracılığıyla bu dönüşümün bireysel ve toplumsal düzeyde ortaya çıkabilecek sonuçlarını daha yakından gözlemlemenin heyecanını yaşıyoruz. Bu heyecan, aynı zamanda Bingöl’e ve Bingöl’ün kültürel potansiyeline duyduğumuz inancı her geçen gün daha da güçlendiriyor. Amacımız, bu inancı yalnızca bugünün kültür-sanat ortamıyla sınırlı tutmayıp, birlikte üreterek ve birlikte düşünerek yarınlara taşımaktır.

      Gösterdiğiniz filmleri neye göre seçiyorsunuz?

      Öncelikle filmleri, kulübümüz bünyesinde özveriyle emek veren arkadaşlarımızla birlikte, her ayın başında gerçekleştirdiğimiz toplantılarda istişare ederek belirliyoruz. Filmleri seçerken temel olarak hem ele alınan temanın özgünlüğünü ve derinliğini hem de bu temanın sinemasal anlatım biçimiyle ne ölçüde bütünlük taşıdığını gözetiyoruz. Bu nedenle, belirlediğimiz yönetmenlerin filmlerini mümkün olduğunca önceden izlemeye ve her bir film üzerine yeniden değerlendirme yapmaya özen gösteriyoruz. Bu değerlendirme sürecinde yalnızca filmin sinematografik özelliklerini değil, aynı zamanda önceki gösterimlerimizde ele aldığımız filmlerle kurduğu tematik ilişkiyi de dikkate alıyoruz. Amacımız, her yeni filmde daha önce üzerinde durduğumuz temaları tekrar etmek yerine, izleyiciyi farklı bir meseleyle karşılaştırabilecek ve yeni bir düşünsel tartışma alanı açabilecek filmlere yer vermek. Dolayısıyla film seçimlerimizi, yalnızca “iyi bir film” izletme kaygısıyla değil, kulübün bütünlüklü programı içerisinde her filmin yeni bir tema ve yeni bir tartışma imkânı sunması anlayışıyla gerçekleştiriyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda filmi yalnızca teknik özellikleri üzerinden değerlendirmiyor; içerdiği temalar, anlatı yapısı ve düşünsel imkânları üzerinden de yeniden okumaya çalışıyoruz.

      Gösterim sonrasında ise bu okumayı katılımcılarımızla birlikte çoğaltmayı ve farklı bakış açılarıyla zenginleştirmeyi amaçlıyoruz. Ancak bunu yaparken, Umberto Eco’nun özellikle dikkat çektiği “aşırı yorum” problemine düşmemeye; filmin senaryosuna, anlatısına ve metinsel bütünlüğüne mümkün olduğunca sadık kalmaya özen gösteriyoruz.

      Dolayısıyla bizim için film analizi, filme dışarıdan keyfî anlamlar yüklemekten ziyade, filmin kendi anlatı dünyasının sunduğu imkânlar içerisinde farklı okuma biçimlerini ortaya çıkarmak anlamına geliyor. Böylece aynı filmi birlikte izleyerek, farklı katılımcıların bakış açılarını bir araya getirdiğimiz ve filmin anlam dünyasını çoğalttığımız daha zengin bir okuma deneyimini hep birlikte yaşamaya çalışıyoruz.

      Ek olarak, sorunuzu daha netleştirmek adına şunları da ifade edebiliriz: Biz topluluk olarak filmleri belirlerken dikkate aldığımız bazı hususlar bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Öncelikle, işlenen tema daha önce başka yönetmenler tarafından ele alınmış olsa dahi, seçtiğimiz filmin kendine has ve özgün bir anlatım diline sahip olup olmadığına dikkat etmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda oyuncu seçimlerini, senaryoyu, kurguyu ve filmin işleniş biçimindeki hassasiyetleri göz önünde bulunduruyoruz.

      Dolayısıyla asıl önem verdiğimiz husus, yönetmenin bir temayı kendine özgü bir sinema diliyle nasıl ele aldığıdır. Önemle dikkat etmeye çalıştığımız hususların başında, seçilen filmlerin çoklu okumalara imkân verecek şekilde açık uçlu bir anlatım diline sahip olması geliyor. Buradaki temel amacımız, filmi izlerken ortaya çıkan boşlukları tek bir yorumla doldurmak yerine, bu boşlukları birlikte ve çoğul bir düşünsel süreç içerisinde anlamlandırmaya çalışmaktır.

      Son olarak, seçilen filmlerde işlenen temanın dünya sinema tarihinde var olan akımlarla ilişkilendirilebilecek nitelikte olmasına önem veriyoruz. Bu doğrultuda, içerik ile biçimin birbirini tamamlamasının yanı sıra, filmlerde ele alınan konuların insanlığın ontolojik anlamdaki temel varoluşsal problemlerine evrensel bir düzeyde bakabilmesini de dikkate alıyoruz. Bununla birlikte, toplumsal, siyasal veya kültürel bir sorunun yalnızca belirli bir mekâna ve zamana bağlı kalmaksızın, daha evrensel bir düzleme taşınabilmesine imkân veren bir niteliğe sahip olmasını da önemli bir ölçüt olarak değerlendiriyoruz.

      Kürd sineması hakkında ne düşünüyorsunuz? Var mı özellikle takip ettiğiniz yönetmenler?

      Kürd sinemasının geleceği hakkında bir yorumda bulunmadan önce, Kürd sinemasını diğer milletlerin sinema geleneklerinden ayıran temel unsurun ne olduğu konusunda polemik düzeyindeki tartışmaların hâlen varlığını sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Nitekim kimi yaklaşımlar yönetmenin etnik kimlik olarak Kürd olmasını, kimileri filmin dilinin Kürd lehçelerine dayanmasını bir ölçüt olarak kabul ederken, kimileri ise daha ziyade Kürtlerin tarihsel, siyasal, kültürel ve toplumsal gerçekliklerini doğrudan yansıtması üzerinden filmleri değerlendirmektedir.

      Biz ise bu yaklaşımlar içerisinde sonuncusunu daha kapsayıcı bulduğumuzu söyleyebiliriz. Bize göre Kürd sineması, yalnızca filmin Kürd lehçelerinden biriyle çekilmesi ya da yönetmenin Kürd olması üzerinden tanımlanmamalıdır. Asıl önemli olan, Kürdlerin toplumsal ve siyasal deneyimlerini konu edinen ve bu deneyimleri sinemasal bir anlatı içerisinde görünür kılan yapıtların Kürd sineması içerisinde değerlendirilmesidir.

      Dolayısıyla bizim açımızdan Kürd sinemasını belirleyen temel unsur, yalnızca kimlik veya dil gibi biçimsel ölçütler değil; Kürdlerin tarihsel, toplumsal, siyasal ve kültürel deneyimlerinin sinema aracılığıyla nasıl ele alındığı, yorumlandığı ve görünür kılındığıdır. Bu doğrultuda, bir filmi Kürd sineması kapsamında değerlendirebilmemiz açısından temel ölçütlerden biri, tarihsel süreçte Kürtlerin karşı karşıya kaldığı toplumsal, kültürel ve siyasal sorunların sinemada ele alınış biçimidir.

      Özellikle modernleşmeyle birlikte yaşanan değişimler, sosyo-kültürel miras ile geleneklerdeki dönüşümler, dil ve kimlik sorunları ile içinde yaşadıkları ulus-devletlerle kurdukları çok boyutlu ilişkilerin sinema diline nasıl aktarıldığı büyük önem taşımaktadır.Bunun yanı sıra, kuşaktan kuşağa aktarılan deneyimlerin kolektif hafızadaki yeri ve göç süreçlerinin bireysel ve toplumsal yaşam üzerindeki etkileri de bu çerçevede ele alınmalıdır. Bütün bu meselelerin yalnızca görünür kılınmasını değil, aynı zamanda düşünsel, sorgulayıcı ve eleştirel bir düzlemde ele alınmasını Kürd sinemasını değerlendirmede önemli bir ölçüt olarak görüyoruz.

      Hangi yönetmenlerin filmlerini izlememiz gerektiğine dair sorularınıza ise geçmişten günümüze Kürtlerin gerçekliğine bir şekilde duyarlılık göstermiş birçok yönetmenin adını zikrederek cevap vermek; aynı zamanda onları anmış olmak ve verdikleri emeklerden dolayı kendilerine teşekkür etmek isteriz.

      Bu vesileyle Yılmaz Güney, Nizamettin Arıç, Ümit Elçi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Bahman Ghobadi, Jano Rosebiani, Jalal Jonrayan, Jamil Rostami, Reha Erdem, Mano Khalil, Mehmet Ali Konar, Handan İpekçi, Miraz Bezar, Erol Mintaş ve Ali Kemal Çınar’ın isimlerini özellikle zikretmek isteriz.

      Bununla birlikte, burada adlarını tek tek zikretmemizin mümkün olmadığı, iki yüzden fazla kısa filme ve yüzden fazla uzun metrajlı filme imza atan; yönetmenlikten senaryo, oyunculuk,görüntü, kurgu ve yapım süreçlerine kadar bu filmlerin farklı aşamalarında emek veren yüzlerce insanı da saygıyla anmak ve sinemaya sundukları katkılarından dolayı kendilerine teşekkür etmek isteriz.

      Özellikle sana sormak istiyorum Sümeyya; film sonrası denk geldiğim sohbetlerde filme dair çözümlemelerini, bakışını, genel olarak hayata bakışını çok etkileyici buluyorum. Dünyaya dair bu kadar çok şey bilip, bu kadar çok şey görüp katı bir erkek egemenliğinin gölgesinde yaşamak zorunda olmak yorucu olmuyor mu?

      Öncelikle soru yöneltme nezaketiniz için teşekkür ederim. Sorunuzun üzerinde durulması gereken bir noktaya temas ettiğini düşünüyorum. Bununla birlikte, yanıtlarken bir ayrımı gözeterek başlamak isterim. Elbette, toplumsal cinsiyet kodlarının güçlü bir şekilde kabul gördüğü bir kültürün insanı olarak yaşamanın yorucu tarafları olduğunu kabul etmek gerekir. Bunu kendi yaşam deneyimimin dışında tutmak da kolay değil. Nihayetinde bireysel yaşantılarımız, içinde bulunduğumuz toplumun dokusundan bağımsız değil. Ancak parçası olduğum bu özel topluluğu “katı bir erkek egemenliğinin gölgesi” olarak tanımlamak benim deneyimime tam olarak karşılık gelmiyor.

      Bu noktada dikkate alınması gereken şey, dört erkeğin arasında tek kadın birey olarak bulunmanın yarattığı niceliksel eşitsizlikten ziyade, böyle bir toplulukta farklı seslere ve düşüncelere ne kadar alan açılabildiğidir. Dolayısıyla kendinizi duyurabilmek için sesinizi yükseltmek, farklı bir dil kullanmak ya da kendinizden bir şey eksiltmek zorunda kalıyor musunuz? Önem verilecek ölçütü bu soruyla tanımlıyorum.

      Nitekim bireyi olduğum bu toplulukta; sezgilerim, düşüncelerim, bakış açım ve hafızamla birlikte dünyayı ve sinemayı görme biçimimi deneyimleyebildiğimi düşünüyorum. Bu doğrultuda kadınlığım, içinde bulunduğum toplulukta yer alabilmek için sürdürmem ya da özellikle korumam gereken bir şeye dönüşmüyor; esasen kendinizi olduğunuz haliyle var kılabildiğiniz ve kendinizden bir şeyler eksiltmek zorunda hissetmediğiniz bir ortamdan söz ediyorum.

      Burada belirleyici olan, bireyin herhangi bir kimliğini öne çıkarmak zorunda kalmadan bütünlüğüyle kabul görebilmesidir. Böyle bir birliktelik, beni kadın kimliğimden ibaret kılmadığı gibi, diğer bireyleri de erkek kimlikleri üzerinden tanımlamıyor. Zira bireylerin beş farklı bakış olarak aynı masada, kendi bütünlüklerini koruduğu ve eksilmeden var olabilmelerini mümkün kılan denge hâlini bu şekilde anlıyorum. Bulunduğunuz bir toplulukta gerektiğinde itiraz edebiliyor, dinleyebiliyor, fikirlerinizi en içten hâliyle ifade edebiliyor; aynı zamanda kendi bakış açınızı korurken farklı bir bakış açısına da gerçekten alan açabiliyorsanız, kendi birikim ve deneyimlerinizi yaşayabildiğiniz ve çoğaltabildiğiniz bir ortaklığın parçası olabilirsiniz.

      Aynı perdeye bakan, fakat o perdede farklı şeyler gören insanlar olarak tam da bu farklılıkların bir aradalığı sayesinde, sinemanın açtığı çoğul anlam dünyasında birbirinizin bakışlarıyla kendi dünyanızı da genişletme imkânı edinebilirsiniz. Doğal olarak daha yorucu ve zor olan, bir topluluk içerisinde var olabilmek adına kendinizden bir şey eksiltmek, düşüncelerinizi sınırlandırmak ya da sesinizi kısmak zorunda kaldığınız, yani çoğulcu bir birliktelikten söz edemediğiniz durumlardır. Nitekim ben de bir kadın olarak varlığımı inkâr etmek ya da unutmak zorunda olmadığım, aynı zamanda yalnızca kadın kimliğim üzerinden tanınmak ve tanımlanmak zorunda da kalmadığım bir deneyim ediniyorum. Sonuç olarak değerli olan, kim olduğunuzu birbirinize dayatmadan ve tek bir kimliğe indirgemeden, bununla birlikte kendinizi eksiltmek zorunda kalmadığınız bir birlikteliğin paylaşılabilmesidir.

      Son olarak; sinemaseverlere ne  söylemek istersiniz?

      Aslında sinemaseverlere söyleyecek çok fazla sözümüz olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü iyi bir sinemaseverin, hayatı boyunca izlediği filmlerden ve edindiği deneyimlerden süzerek oluşturduğu kendi ölçütleriyle zaten sinema içerisinde müstesna bir yerde durduğunu düşünüyoruz. Yine de sinema üzerine bir yolculuğa yeni başlayan arkadaşlara, izledikleri filmler içerisinde öncelikle kendi tarzlarını hem senaryo hem de biçim açısından özgün bir şekilde oluşturabilmiş yönetmenlerin filmlerine daha fazla dikkat kesilmelerini ve bu türden filmleri izlemelerini tavsiye edebiliriz. Özellikle dünya sinema tarihinde önemli izler bırakmış yönetmenlerin filmlerini büyük bir ciddiyet, özen ve dikkatle izlemelerini naçizane bir tavsiye olarak sunabiliriz.

      Ayrıca bir sinema izleyicisine “şu filmi ya da bu filmi izleyin” şeklinde doğrudan bir tavsiyede bulunmak yerine, daha ilksel bir düzeyde, izleyicinin ilgi gösterdiği türden hareketle dünya ölçeğinde farklı coğrafyalarda ve toplumsal zeminlerde üretim yapan yönetmenlerin sinema anlayışlarını belirli bir tema üzerinden diyalektik bir okumaya tabi tutarak izlemesini önemsiyoruz. Böyle bir çabanın, bir yönetmeni başka bir yönetmenle çapraz bir okumaya tabi tutarak daha zengin bir izleme deneyimi sunabileceğini öngörüyoruz.

      Bu yaklaşımın, yalnızca filmler arasındaki benzerlik ve farklılıkları görmemize değil, aynı zamanda farklı yönetmenlerin aynı ya da benzer bir temayı kendi özgün sinema dilleri içerisinde nasıl ele aldıklarını anlamamıza da imkân sağlayacağını düşünüyoruz. Böylece bir film izleme etkinliğinin yalnızca bir boş zaman eğlencesi olmaktan çıkarak, bireye farklı düşünsel perspektifler kazandıran, sorgulama ve eleştirme kanallarını genişleten daha nitelikli bir deneyime dönüşebileceği kanaatindeyiz.

      Daha açık olarak böylesi bir düşünsel ve eleştirel perspektifin ortaya çıkabilmesi ise nihayetinde, insanlığın en temel sorunlarına farklı açılardan bakabilen yönetmenlerin bize sunduğu anlam dünyasına dikkat kesilmemize ve filmlerini bu dikkat ve özen içerisinde izlememize bağlıdır. Çünkü bu tür yönetmenlerin filmlerinde işlenen temalardaki inceliği ve zarafeti görebilmek için, iyi bir metni okurken gösterdiğimiz okuma özenini ve saygısını aynı şekilde bir filme de gösterebilmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bir filmi yalnızca izlemekle yetinmek yerine, onun anlatı dünyasına, biçimine, senaryosuna ve taşıdığı düşünsel imkânlara dikkat kesildiğimizde, filmin bize sunduğu yeni düşünce ve duyguların daha fazla farkına varabiliriz.

      Her şeyden önemlisi, böyle bir izleme biçiminin kendi dünyamızda kendimize dair bir dönüşüm gerçekleştirme imkânı sunabileceğini düşünüyoruz. Çünkü iyi bir film, yalnızca bize başka bir dünyanın kapısını açmakla kalmaz; aynı zamanda kendi dünyamıza ve kendimize yeniden bakmamıza da imkân sağlayabilir. Ancak böyle bir düşünsel ve eleştirel deneyimin ortaya çıkabilmesi, filmin yalnızca seyredilmesiyle değil, aynı zamanda onun taşıdığı anlam dünyasına belirli bir dikkat ve özenle yaklaşılmasıyla mümkündür.

      Roza Alkan hakkında

      Roza Alkan, Bingöl’de doğdu. Öğretmenlik yapan Alkan, öykü ve deneme yazarı olarak da çalışmalarını sürdürüyor.

      Alkan’ın öyküleri Oggito, Parşömen, İshak Edebiyat ve Sancı gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Deneme, kitap ve sinema yazıları ise Politikart, Parşömen, Beş Harfliler, Edebiyat Haber ve Gazete Duvar’da yer aldı. Alkan’ın söyleşileri de Politikart ve Yeni Yaşam gazetesinde yayımlandı.

      Alkan, 2020 Şerzan Kurt Öykü Ödülü ile 2023 Abdullah Duran Öykü Ödülü’nü aldı. Yazarın ilk kitabı Sular Altında 2026’da okurla buluştu.

      Tags: bingöl sinema topluluğusinema
      Previous Post

      Protokol imzalandı: Bingöl’de bina stokunun deprem riskine karşı envanteri çıkarılacak

      Next Post

      Dersim’de dağ keçisi avı süresiz yasaklandı: Peki Bingöl’de kıyım ne zaman bitecek?

      Haber Merkezi

      Haber Merkezi

      Dört dağ içinden bildiriyoruz.

      Related Posts

      Karacehennem Ormanları'ndaki kesim tehdidine köylüler 'dur' dedi

      Karacehennem Ormanları’ndaki kesim tehdidine köylüler ‘dur’ dedi

      by Haber Merkezi
      11 Eylül 2026
      0

      Bingöl’ün Karlıova ilçesinde altı köyü çevreleyen Karacehennem Ormanları’nda yeniden ağaç kesimleri planlanıyor. ‘Gençleştirme’ adı altında yapılmak istenen kesimlere karşı bir...

      Genç İstişare Meclisi toplantısı bize ne söyledi, ne söylemedi?

      Genç İstişare Meclisi toplantısı bize ne söyledi, ne söylemedi?

      by Mazlum BUCUKA
      6 Eylül 2026
      0

      Dün Genç ilçesinde İstişare Meclisi’nin düzenlediği “Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi” toplantısına katıldık. Toplantı ana hatlarıyla bize ilçenin temel sorunlarını...

      Hamza’nın ilk teklisi 'Lêro' çıktı

      Hamza’nın ilk teklisi ‘Lêro’ çıktı

      by Haber Merkezi
      5 Eylül 2026
      0

      Bingöl’de doğup büyüyen ve müziğini yaşadığı coğrafyanın köklü ruhundan besleyen Hamza, profesyonel müzik yolculuğunun ilk adımı olan “Lêro” adlı single...

      Next Post
      Dersim'de dağ keçisi avı süresiz yasaklandı: Peki Bingöl'de kıyım ne zaman bitecek?

      Dersim'de dağ keçisi avı süresiz yasaklandı: Peki Bingöl'de kıyım ne zaman bitecek?

      Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

      E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

      Son Yazılar

      • Dersim’de dağ keçisi avı süresiz yasaklandı: Peki Bingöl’de kıyım ne zaman bitecek? 13 Eylül 2026
      • Şehre bir film geldi 13 Eylül 2026
      • Protokol imzalandı: Bingöl’de bina stokunun deprem riskine karşı envanteri çıkarılacak 11 Eylül 2026

      Son Yorumlar

      • PTT Emekçilerinden Torba Yasa Öncesi Meclis’e Uyarı: “Haklarımız Kırmızı Çizgimizdir” için Nihat Oğur
      • Mürsel Bek’in ilk romanı çıktı: ‘Ömür Dediğimiz Dün – Bugün – Yarın’ için İdris Cebba
      • Ankara’da Bingöllü Bir Doktor: Prof. Dr. Mehmet Ali Çaparlar Hastalara Umut Oluyor için Esra Okay
      • Anasayfa
      • Gizlilik Politikası
      • Yayın İlkeleri
      • Künye/İletişim
      İletişim: cewliknet@gmail.com

      © 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

      No Result
      View All Result
      • Bingöl Haber
      • Editörün seçtikleri
      • Kültür & Sanat
      • Dosya/Özel Haber
      • Kirdkî/Zazakî
      • Yazarlar
      • Daha
        • Spor
        • Kadın
        • Ekonomi
        • Ekoloji
        • Yararlı Bilgiler
          • Politika
        • Sağlık

      © 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

      Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız