MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, PKK lideri Abdullah Öcalan için “Barış Süreci Koordinatörlüğü” önerisiyle sürecin seyri değişirken, gözler en temel beklentilerden biri olan siyasi mahpusların durumuna çevrildi. Sürecin “demokratikleşme ve hukuk” eksenli ivme kazanması beklenirken, cezaevlerinden gelen haberler ve yayımlanan hak ihlalleri raporları, sahadaki uygulamanın siyasi söylemle örtüşmediği eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Çewlik.net – Devlet Bahçeli’nin Öcalan’ın süreçteki rolüne dair “hukuki düzenleme” ve “statü” çıkışına DEM Parti’den “altına imza atarız” desteği gelse de, hükümet kanadı henüz cezaevleri ve siyasi mahpuslar konusunda somut bir adım atmış değil. Sürecin geleceği açısından en kritik güven artırıcı önlem olarak görülen “cezaevi koşullarının iyileştirilmesi”, mevcut tabloda tam tersi bir yöne evrilmiş durumda.
Hülakü’nün Raporu: Sürece Rağmen Baskılar Artıyor
DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü’nün Çarşamba S Tipi Cezaevi ziyareti sonrası hazırladığı rapor, “barış ve diyalog” dilinin hakim olduğu bu dönemde cezaevlerinde baskıların arttığını savunuyor. Rapor, Ankara’daki iyimser havaya rağmen cezaevlerinde “sistematik hak ihlallerinin” sürdüğünü ifade ediyor.
“Kelepçeli Muayene Dayatması Sağlık Hakkını Engelliyor”
Raporda öne çıkan en kritik başlıklardan biri, mahpusların sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı güçlükler oldu. Hülakü, özellikle diş ve KBB branşlarında “kelepçeli muayene” dayatmasının bir kural haline getirildiğini belirtti.
Rapor, bu uygulamanın hasta-hekim güvenini zedelediğini ve tıbbi etik ilkelerine aykırı olduğunu vurguluyor. Birçok mahpusun bu onur kırıcı dayatma nedeniyle tedaviyi reddetmek zorunda kaldığı ve basit sağlık sorunlarının dahi kronikleştiği ifade ediliyor.
26 Mart Baskını ve İşkence İddiaları
Raporda, 26 Mart 2026 tarihinde cezaevinde gerçekleştirilen oda baskınlarına dair ağır tanıklıklara yer verildi. Mahpusların eşyalarını toplamaları için sadece 10 dakika süre verildiği, bu süre dolmadan kaba kuvvet, ters kelepçe ve darp yoluyla odaların boşaltıldığı iddia edildi.
Oda değişikliklerinin periyodik bir “baskı aracı” olarak kullanıldığı ve bu süreçte yaşanan darp olaylarının tıbbi raporlara tam olarak yansıtılmadığı belirtiliyor.
“Tecrit, Bir Yönetim Biçimi Haline Geldi”
Hülakü, S Tipi cezaevi mimarisinin tecrit politikasını derinleştirmek için kullanıldığını savundu. Haftalık 10 saatlik yasal sohbet hakkının fiilen kaldırıldığı, spor ve kurs faaliyetlerinin tamamen durdurulduğu aktarıldı.
Koridorlarda veya revirde karşılaşan mahpusların birbirine selam vermesinin dahi “disiplin suçu” sayılarak aylarca süren iletişim cezalarına (telefon ve mektup yasağı) dönüştüğü raporda yer alan çarpıcı detaylar arasında.
Ayrımcılık ve “Sürgün” Politikası
Hülakü, siyasi mahpusların ailelerinden yüzlerce kilometre uzaktaki illere sevk edilmesini “sosyal destek mekanizmalarını yok etmeye yönelik bir cezalandırma yöntemi” olarak tanımladı. Ekonomik zorluklar içindeki ailelerin görüşlere gelemediği, sevk taleplerinin ise gerekçesiz reddedildiği vurgulandı.
Raporun sonuç bölümünde, cezaevindeki koşulların insan onuruyla bağdaşır hale getirilmesi için şu talepler sıralandı:
- Kelepçeli muayene uygulamasına derhal son verilmesi.
- Sosyal haklar ve ortak alan kullanımının yeniden başlatılması.
- İşkence ve kötü muamele iddialarının bağımsız heyetlerce soruşturulması.
- Keyfi disiplin cezalarının iptal edilmesi ve aileye yakın sevk taleplerinin karşılanması.
Raporun sonuç kısmında, “Aktarımlardan yola çıkarak elde edilen bulgular, siyasi mahpuslara yönelik uygulamaların derin ayrımcılık içeren bir boyut taşıdığına işaret etmektedir. Mahpusların birbirinden ayrılması, aralarına farklı statüde mahpusların yerleştirilmesi ve disiplin uygulamalarındaki farklılıklar, ayrımcı bir yaklaşımın varlığına dair güçlü değerlendirmeler doğurmaktadır. Tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, Çarşamba S Tipi Kapalı Hapishanesi’nde yürütülen uygulamaların, mahpusların temel haklarını sınırlayan, tecridi derinleştiren ve baskı temelli bir yönetim anlayışını yansıttığı sonucuna ulaşılmaktadır” ifadeleri yer aldı.
Raporda ayrıca tespit edilen ihlallerin giderilmesi ve hak temelli bir yaklaşımın benimsenmesi yönünde acil ve somut adımlar atılmasının zorunluluk olduğuna dikkat çekildi.




