Siyasetçi ve yazar İdris Baluken, son dönemde kamuoyunun gündeminden düşmeyen fon iddiaları, borsa hareketleri ve siyasetteki servet tartışmalarına ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.
İktidarın “Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklar” (3Y) ile mücadele sözüyle göreve geldiğini ancak gelinen noktada bu üç kavramın yeniden ülkenin en ağır gündemi haline geldiğini belirten Baluken, durumun artık sadece ekonomik değil, doğrudan bir “ahlak ve adalet” meselesine dönüştüğünü vurguladı.
Baluken’in yazısından öne çıkan bazı değerlendirmeler şöyle:
Siyasette bazı kelimeler vardır, zaman içerisinde yalnızca bir kelime olmaktan çıkar, bir siyasi hareketin kendisini tarif etme biçimine dönüşür. Adalet bunlardan biridir. Ahlak, kul hakkı, haram, helal, dürüstlük de öyle…
AKP’nin siyasi hikâyesinde bu kelimelerin çok özel bir yeri oldu. Yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele edeceğini söyleyerek iktidara gelen; siyaseti temizleyeceğini, devleti daha şeffaf hale getireceğini, kul hakkına el uzatmayacağını anlatan bir hareketin bugün geldiği yerde, kendi çevresinden yükselen servet, fon ve borsa iddiaları üzerinden bunların yeniden konuşuluyor olması elbette sıradan bir siyasi tartışma değildir. Çünkü ortada sadece bir fon meselesi yok. Ortada sadece birkaç kişinin ne kadar para kazandığı da yok. Asıl mesele, siyaset ile para arasındaki ilişkinin nerede başlayıp nerede bittiği; siyasi gücün ekonomik güce nasıl dönüştüğü; iktidarın sağladığı imkânların kimlerin elinde nasıl bir servete dönüştüğü ve bütün bunların karşısında sıradan yurttaşın neden kendisini her geçen gün daha çaresiz, daha yoksul ve daha güçsüz hissettiğidir.
İyi bir yönetimin en temel ölçülerinden söz edilirken üç gereklilik hep belirtilir: Akıl, adalet ve ahlak. 3A… Akıl olmadan devlet yönetilemez. Adalet olmadan devlet ayakta tutulamaz. Ahlak olmadan siyaset yapılamaz.
Bugün Türkiye’deki en büyük mesele de tam da buradan başlamaktadır.Çünkü ortada 3A olmadığı gibi hiç eksilmeyen üç kelime de hep varolageldi.
Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar. 3Y…
İktidara gelirken mücadele sözü verilen üç Y’nin, çeyrek asra yaklaşan iktidarın sonunda yeniden ülkenin en ağır gündem maddeleri arasında bulunması, üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gereken bir durumdur. 2002’de AKP’nin seçim beyannamesinde yolsuzluğun kamu imkânlarının kişisel çıkar için kötüye kullanılması olduğu söyleniyor, kamu yönetiminde şeffaflık ve siyasetin finansmanının denetlenebilir hale getirilmesi vaat ediliyordu. Geriye dönüp bakıldığında, o gün verilen sözlerle bugün yaşananlar arasındaki mesafe gerçekten üzerinde durulmayı hak ediyor. Son günlerde yaşanan fon tartışmaları da bu nedenle önemlidir. Kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında eski
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte yaptığı öne sürülen fon ve hisse işlemleri önemli bir yer tutuyor. Kaya, yaşanan tartışmaların ardından AKP’deki görevlerinden “affını” istedi. İddiaların merkezinde yaklaşık 163 milyon liralık bir yatırım karşılığında yaklaşık 2,2 milyar liralık bir tutarın elde edildiği öne sürülen işlem bulunuyor. Bu mevzuların hukuki boyutu ayrıca tartışılabilir, tartışılmalıdır da. Ama burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta var.
🔗 İdris Baluken’in kaleme aldığı analizin tamamını okumak için tıklayın.



