Süleyman Kaynun
Bugün geldiğimiz noktada, derinleşen bu süreçte en net görünen gerçeklik; halk ile halkı temsil iddiasında bulunan kurum ve aktörler arasındaki bağın kopma noktasına gelmiş olmasıdır. Siyasetçiler ve siyasi kurumlar, içi boşaltılmış kavramlar ve yüzeysel söylemler üzerinden sözde bir mücadele yürütmektedir. Halkın gerçek gündeminden kopuk bu içi boşaltılmış kavramlar ve yapay tartışmalar, siyaset ile toplum arasındaki bağı tamamen koparmıştır.
Yerel belediyecilik anlayışı ise bir kentin en temel gereksinimleri olan istihdam olanaklarını yaratmaktan, nitelikli altyapıyı ve ulaşımı sağlamaktan, sosyal ve kamusal yaşam alanlarını inşa etmekten son derece uzaktır. Hizmet anlayışının yerini yozlaşma ve çıkar ağlarının aldığı bu tabloda, liyakat kavramı tamamen anlamını yitirmiştir. Kadroların ve yönetici pozisyonlarının nitelik veya yetkinlikle değil, “bedel ödemişlik” anlatıları ya da siyasi sadakat ilişkileri üzerinden dağıtılması, kurumsal çürümeyi derinleştirmekte ve vatandaşa hizmet olarak dönmesi gereken kaynakların heba edilmesine yol açmaktadır.
Cemaatlerin ve sivil toplum kuruluşlarının gayesi yalnızca dar çerçeveli bir dini hizmet sunmakla sınırlıysa, kendilerine bu yolda başarılar dilemekten başka bir şey düşmez. Fakat Kürt toplumu söz konusu olduğunda, bu yapıların sergilediği pasiflik ve halktan kopuk tutum onları tarih önünde büyük bir vebal altında bırakmaktadır. Geçmişte yapılan yanlışlardan ders çıkarmayan, Kürtlerin milli ve manevi değerlerini, geleneklerini ve geleceğe dönük haklarını savunmak yerine kendi dar kabuğuna çekilmeyi yeğleyen bu yapılar, tarihsel sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Kürt hareketinin ve toplumsal dinamiklerin geldiği bu kritik eşikte; topluma rehberlik etmekten kaçınan, Kürt halkının meşru hakları ve geleceği için elini taşın altına koymayan cemaat ve STK’lar, sahada muazzam bir boşluk yaratarak toplumsal çöküşün ve pasifleşmenin doğrudan ortağı haline gelmektedir.
Kendilerinin tamamen Kürt milli bilinciyle hareket ettiğini savunan yapılar ve aktörler de kurumsal veya toplumsal bir mücadele hattı inşa etmekten son derece uzaktır. Somut ve kuşatıcı bir yol haritası ortaya koymak yerine, enerjilerini tamamen siyasi partileri, münferit olayları veya şahısları eleştirmekle sınırlayan bir kısır döngüye hapsolmuşlardır. Yapılan yanlışları sürekli tekrar eden bir söylemle eleştirmenin ötesine geçemeyen, özgün bir siyaset ve toplumsal alternatif üretemeyen bu yaklaşım, Kürt toplumunun bugün içinde bulunduğu niteliksel tıkanıklığın ve gerilemenin önündeki en büyük engellerden biridir.
Bu derin tıkanıklığın ve toplumsal boşluğun nasıl aşılacağı konusunda kesin ve hazır yanıtlar bulmak kolay olmasa da, gidişatın değişmesi gerektiği açıktır. Ancak bu değişim, dışarıdan bir mucize bekleyerek değil, en başta her bireyin ve yapının kendi özeleştirisini vermesiyle mümkündür. Kurumsal ve toplumsal düzeyde sorumluluk almaktan kaçınan anlayışlar aşılmadıkça, bu boşluk derinleşmeye devam edecektir. Geleceğe dair samimi bir irade koymak ve yanlışları amasız, fakatsız halı altına sürmeden yüzleşmek, toplumsal iyileşmenin tek gerçekçi adımıdır. Hayırlısı olması temennisiyle; dönüşümün anahtarı, özgür ve eleştirel bir özsaygıyı yeniden kazanabilmektedir.
* cewlik.net’te yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar Çewliknet’in kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.



