• Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
Pazartesi, 2 Kasım, 2026
No Result
View All Result
İLETİŞİM
Çewlik.Net
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika
No Result
View All Result
Çewlik.Net
No Result
View All Result
Anasayfa Ekoloji

Akbabalar sofrası: İnsanlığın 4500 yıllık büyük yenilgisi

by Emin Turhallı
26 Ocak 2026
in Ekoloji, Sürmanşet
0
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

Emin Turhallı


​“Barış” diyoruz…

​Ama bu kelime, hayata, toprağa ve insanın vicdanına değmediği sürece; dudaklardan dökülen mahcup bir temenniden ibaret kalıyor. Çünkü barış, tek başına bir ideolojiyle, bir inançla ya da bir sloganla kurulabilecek kadar basit bir mesele değil. Karşısında, binlerce yıldır ayakta duran devasa, köklü ve acımasız bir mekanizma var: Savaş.

​Savaşın varlık gerekçesi nettir: Hasmını alt etmek. Bu karanlık düzen, yaşayabilmek için mutlaka bir düşman yaratmak zorundadır. Karşısındakinin güçlü ya da zayıf olması fark etmez; savaş, varlığını sürdürebilmek için bir nefret nesnesine, bir “öteki”ye ihtiyaç duyar. Ve düşmanını yok ettiğinde, yalnızca canını değil; onun hakikatini, hafızasını ve varlık hakkını da gasp eder.

Tarihin tosladığı duvar: İmparatorluklar mezarlığı

​İnsan eliyle inşa edilen ve yalnızca güç ile mülkiyet hırsıyla ayakta tutulan her yapı, er ya da geç bir duvara toslamaya mahkumdur. Tarih, bu çarpışmanın görkemli enkazlarıyla doludur.

​Güneşin batmadığı Büyük Britanya’dan Roma’nın “sonsuz” imparatorluğuna; Osmanlı’nın uçsuz bucaksız sınırlarından Sovyetler’in demir yumruğuna, Nazi Almanyası’nın cinnet haline kadar… Hepsi bir zirveye ulaştı, hepsi çöktü. Çünkü sonsuzluk iddiası, zaman karşısındaki en kırılgan kibirdir.

​Geriye ne kaldı?

​Neredeyse hiçbir şey. Çünkü insan, sahip olduklarıyla yetinmeyi değil; karşısındakinden almayı “başarı” saymayı tercih etti.

​Doğanın omurgası ve insanın ihaneti

​Oysa başımızı kaldırıp doğaya baktığımızda bambaşka bir hakikatle karşılaşırız. Barış, doğanın omurgasıdır. Doğanın yaşam döngüsü yok etmeye değil, dengeye dayanır. Kurt ile koyun arasındaki ilişki bile mutlak bir savaş değil; yaşamı sürdüren bir denge sistemidir.

​İnsan, bu döngüden koptuğu an; kıtlığı, yokluğu ve büyük kopuşu da yanına alarak tarih sahnesine çıktı. Yaklaşık 150 bin yıl boyunca doğanın sunduğuyla yetinen, mülkiyet bilmeyen insan; toprağı çitle çevirip “burası benim” dediği gün, kendi felaketinin de tohumunu ekti.

​Lagaş ve Umma: Kardeş kardeşin katli

​Tarihçilerin “kayıtlara geçen ilk savaş” olarak tanımladığı olay, MÖ 2450 civarında Mezopotamya’da yaşandı: Lagaş-Umma Savaşı. Bu savaşın “zaferi”, Akbaba Steli adı verilen taş kabartmaya kazındı. Lagaş Kralı Eannatum, düşman cesetlerini parçalayan akbabaları gururla resmettirdi.

​Trajedi tam da buradaydı.

​Lagaşlılar ve Ummalılar aynı etnik kökene, Sümer halkına aitti. Aynı dili konuşuyor, aynı tanrılara yakarıyor, aynı kültürü paylaşıyorlardı. İnsanlık, tarihteki ilk büyük savaşında aslında kendi yansımasını boğazlamıştı. Bir yudum su ve bir parça tarla uğruna, kardeşini akbabalara yem etmişti.

​O günden beri tarih, kazananın kalemiyle; kaybedenin sessizliğiyle yazıldı.

​Savaşın modern maskeleri

​Bugün modern dünya, savaşları “ulusal güvenlik”, “demokrasi” ya da “kutsal dava” gibi süslü ambalajlara sararak sunuyor. Oysa paket açıldığında içinden çıkan hep aynı:

​Petrol, gaz, enerji ve ticaret kazanç yolları üzerinde hakimiyet mücadelesi.

​Savaşın en sinsi suçu ise insanlığa ve doğaya karşı işlenendir. Hiroşima’dan Halepçe’ye, Vietnam’daki Agent Orange’dan bugün yakılan ormanlara kadar savaş; toprağı ve suyu onlarca yıl sürecek bir ölüme mahkum eder. Kaynakları tüketerek var olan her uygarlık, o kaynaklarla birlikte yok olmaya da mahkumdur.

​Buna karşılık, Algonquian halkları gibi doğayla uyumu rehber edinen toplumlar; “hasım” yaratmadan da var olabilmenin mümkün olduğunu göstermiştir.

​Sonuç: Kazananı olmayan bir savaş

​Artık yüksek sesle kabul etmeliyiz: Tarih boyunca anlatılan o “şanlı zafer” hikayeleri, gerçekte insanlığın en büyük yenilgisidir.

​Bu savaşlarda kazanan yoktur. Yalnızca yoksulların kanıyla beslenen silah tüccarları ve yeni felaketler için sıraya giren yeni akbabalar vardır.

​Gerçek zafer; birini alt etmek değil, kimseyi düşmanlaştırmadan; her varlığı birbirinin yaşam teminatı olarak görebilecek o kadim doğa barışına geri dönebilmektir. Aksi halde, bu kanlı döngüde duvara çarpan son uygarlık da yine biz olacağız.

​Not: Bu yazı evrensel tarihsel bir değerlendirmedir.

Tags: Barışekolojisavaştarih
Previous Post

Bingöl’de yollar buz pisti: Buzlanma meydana gelen yollarda araba kullanırken nelere dikkat edilmeli?

Next Post

Koçberî

Emin Turhallı

Emin Turhallı

Related Posts

Kış öncesi son hasat: Aşağıköy'de kışlık elmalar at sırtında taşınıyor

Kış öncesi son hasat: Aşağıköy’de kışlık elmalar at sırtında taşınıyor

by Haber Merkezi
21 Ekim 2026
0

Bingöl’ün Aşağıköy köyünde yurttaşlar, zorlu coğrafi koşullara rağmen kışlık hazırlıklarını sürdürüyor. Dağ eteklerindeki bahçelerden toplanan kış elmaları at sırtında köye...

Yüzen Adalar sonbahar renkleriyle doğaseverleri ağırlıyor

by Haber Merkezi
19 Ekim 2026
0

Bingöl’ün Solhan ilçesine bağlı Hazarşah köyü Aksakal Göl mezrasında bulunan ve tabiat anıtı statüsünde yer alan Yüzen Adalar, sonbaharın gelmesiyle...

Plansız şehirler, yalnız insanlar üzerine bir değerlendirme

Plansız şehirler, yalnız insanlar üzerine bir değerlendirme

by Kendal Anuk
18 Ekim 2026
0

Bir şehri öldürmek için bombaya gerek yok. Bazen plansızca dikilmiş yüzlerce bina yeterlidir. Birbirinin önünü kapatan apartmanlar, insanların birbirini tanımadığı...

Next Post

Koçberî

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

  • Kerem Sevinç Lale Müzesi’nde konser verecek 31 Ekim 2026
  • Kök ve Kimlik 28 Ekim 2026
  • Panoramayê Hewteyî: Tûrkîye De Se bi? 26 Ekim 2026

Son Yorumlar

  • Doğan Karasu yazdı: Bingöl Nüfusunun Konuşulan Dil Açısından Genel Analizi için Mehmet Seyitalioğlu
  • Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Hastanesi hasta kabulüne başladı için Çalan hül
  • Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Hastanesi hasta kabulüne başladı için Çalan hül
  • PTT Emekçilerinden Torba Yasa Öncesi Meclis’e Uyarı: “Haklarımız Kırmızı Çizgimizdir” için Nihat Oğur
  • Mürsel Bek’in ilk romanı çıktı: ‘Ömür Dediğimiz Dün – Bugün – Yarın’ için İdris Cebba
  • Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Yayın İlkeleri
  • Künye/İletişim
İletişim: cewliknet@gmail.com

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

No Result
View All Result
  • Bingöl Haber
  • Editörün seçtikleri
  • Kültür & Sanat
  • Dosya/Özel Haber
  • Kirdkî/Zazakî
  • Yazarlar
  • Tüm Haberler
  • Daha
    • Spor
    • Kadın
    • Ekonomi
    • Ekoloji
    • Yararlı Bilgiler
    • Sağlık
    • Politika

© 2025 Çewlik.net - Bağımsız İnternet Gazetesi

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız