Süleyman Kaynun
Bir insanın doğduğu toprağı, konuştuğu dili, ait olduğu kültürü ve kimliğini savunması son derece doğal ve saygıdeğer bir durumdur. Bir Türk’ün kendi dilini, tarihini ve kültürünü koruma gayreti nasıl ki hayatın ve sosyolojinin doğal akışına uygunsa; bir Kürt’ün de kendi diline, kültürüne ve kimliğine sahip çıkması ana sütü gibi helaldir, en doğal hakkıdır. Buna karşın, bir Kürt’ün kendi gerçekliğine göz kapatıp kendi dilini ve değerlerini savunma gereği dahi duymadan tamamen başka bir kimliğin savunuculuğuna soyunması bir o kadar anlaşılması güç bir çelişkidir. Ben hayatım boyunca bu durumu asla kabullenmedim, kabullenmeyeceğim de.
İnsan, kendi kökleriyle barışmadan, kendi varlığına değer vermeden bir başkasının dünyasında özgün bir yer edinemez. Kendi diline ve kültürüne yabancılaşıp bir başka kimliği kendi öz değerinin önüne koymak, yalnızca bir tercih değil; derin bir özsaygı ve aidiyet eksikliğidir. Kendi mirasını yok sayarak başkalarının çizdiği sınırlar içinde var olmaya çalışmak, insanı zamanla kendi gerçeğine yabancılaştırır ve kimliksizleştirir. Xo bişinas.
Üstelik bu çelişki sadece bugünle de sınırlı değildir; geçmişe duyduğumuz özlemde de kendini gösterir. Çoğu zaman “Nerede o eski zamanlar, eski insanlık, eski samimiyet…” diyerek geçmişe büyük bir hasret duyarız. Oysa bu özlem sadece sözde bir nostalji değildir; insanın bilinçaltında yatan derin bir hakikattir. Geçmişi güzel kılan, o günlerde evlerimizde ve sokaklarımızda yankılanan ana dilimizin doğallığı, o dille yaşanan hayatın samimiyetidir. Fakat bizler, o zamanları güzel kılan en temel unsuru -kendi dilimizi ve kelimelerimizi- dile getirmekten kaçınır, adeta halı altına süpürürüz.
Geldiğimiz noktada acı bir gerçekle karşı karşıyayız: Çocuklarımız kendi dillerinden her geçen gün uzaklaşıyor. Hatta bizler bile yazarken, düşünürken kendi dilimizin uzağında kalıyoruz. Peki, bu aşamada ne yapmamız gerekiyor? Çong meşoné erd.
Çözüm, öncelikle zihnimizde ve kalbimizde başlayacaktır. Kurmanç, Zaza, Soran, Goran… Kim olursak olalım; köklerimize, milli bilincimize ve kimliğimize önce kendimiz yürekten inanmalıyız. İnanmalıyız ki, kendi fikri milliyemizi ve kimliğimizi savunmak kimsenin hakkını gasp etmek, kimseyi bölmek ya da ötelemek değildir; aksine en doğal, en insani hakkımıza sahip çıkmaktır. Eslé xo vîrra mekeré.
Bu bilinci ve sevgiyi öncelikle çocuklarımıza aşılamalıyız. Bir insan bu şuura ulaştığında, hem kendisi diline sımsıkı sarılır hem de çevresini ve evlatlarını bu dili yaşatmaya davet eder. Gelecekte dimdik ayakta kalabilmenin ve dilimizi unutulmaktan kurtarmanın tek yolu, bu bilinci kalbimizde yeniden diriltmektir. Wirzé Xo ser.



